Son günlerde yapılan operasyonları doğru okumak gerekiyor.
Çünkü mesele, bir cemaate mensup olan herkesi suçlamak değil!
Hele hele gerçekten manevi duygularla, ibadet etmek, dini eğitim almak, hizmet etmek ve inandığı değerler doğrultusunda yaşamak amacıyla bir cemaatin içinde bulunan insanlara suçlu muamelesi yapmak hiç değil.
Bu insanların arasında samimi, dürüst ve hiçbir kirli ilişkinin içinde olmayan binlerce, belki çok daha fazla insan olabilir.
Suç şahsidir!
Bir yapının içinde bulunmak, tek başına suç değildir.
Kimse sadece mensubiyetinden dolayı suçlu ilan edilemez.
Ancak...
Bir yapının içinde samimi insanların bulunması, o yapının üst kademelerinde veya çevresinde oluşmuş olabilecek kirli para, güç, nüfuz ve dış bağlantı iddialarının araştırılmasına da engel değildir!
İşte mesele tam burada başlıyor.
Son günlerde Süleymancı cemaati olarak bilinen yapıyla ve Alihan Kuriş çevresinde gündeme gelen soruşturma ve aramalar üzerinden konuşurken, meseleyi sadece “cemaate operasyon” başlığına sıkıştırmak doğru değil.
Varsa soruşturmanın hedefi, sıradan cemaat mensupları değil...
Yapı içerisinde oluşturulmuş olabilecek kirli ağlardır!
Ve o ağların ucu nereye gidiyor?
Asıl soru budur.
Çünkü kamuoyuna yansıyan aramalarda yüklü miktarda para ve çok sayıda silah ile mühimmat bulunduğuna ilişkin haberler ve iddialar, elbette ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Burada peşinen kimseyi suçlu ilan etmiyoruz.
Paranın kaynağını soruşturma ortaya çıkaracaktır.
Silahların ruhsat ve hukuki durumunu da soruşturma ortaya çıkaracaktır.
Suç varsa hukuk kararını verecektir.
Ama sormak zorundayız:
Görevi manevi bir topluluğa liderlik etmek olan bir kişinin çevresinde bu kadar para neden konuşulur?
Onlarca silah ve mühimmatın bu tablodaki yeri nedir?
Bunların kaynağı, amacı ve hukuki izahı nedir?
Bunlar cevap bekleyen sorulardır.
Hem de ciddi sorular!
Fakat belki de asıl mesele...
Turpun büyüğüdür!
Çünkü turpun büyüğü sadece içerideki birkaç isim olmayabilir.
Bazen içeride görünen ilişkilerin arkasında daha büyük bir ağ bulunur.
Para bir yerden gelir.
Nüfuz başka bir kapıdan sağlanır.
Bilgi başka kanallardan akar.
Ve en tehlikelisi...
Bir yapının üst kademelerinin yabancı ülkeler, yabancı istihbarat servisleri veya dış güç odaklarıyla hukuka aykırı ilişkiler içinde olup olmadığı. sorusu ortaya çıkar.
İşte “turpun büyüğü” denilen yer tam da burasıdır!
Türkiye gibi stratejik öneme sahip bir ülkede, güçlü toplumsal yapılara yönelik dış istihbarat servislerinin ilgi göstermesi ihtimalini yok saymak saflık olur.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Din...
Etnik yapı...
Siyaset...
Ekonomi...
Sivil toplum...
Her alan, istihbarat örgütlerinin nüfuz ve bilgi toplama faaliyetlerinin hedefi olabilir.
Bu nedenle asıl soru şudur:
Bir yapının samimi mensupları ne kadar temiz ve iyi niyetli olursa olsun, o yapının tepesindeki isimlerin dışarıyla kurduğu ilişkiler yeterince şeffaf mı?
Kimlerle görüşüyorlar?
Hangi ülkelerde, hangi çevrelerle temas kuruyorlar?
Bu temasların mahiyeti ne?
Hangi para hareketleri nereden geliyor ve nereye gidiyor?
Ve en önemlisi...
Herhangi bir yabancı istihbarat servisiyle ilişki veya iş birliği iddiasını doğrulayacak somut delil var mı?
Varsa ortaya çıkarılmalıdır!
Yoksa da insanlar peşinen suçlanmamalıdır!
Çünkü bu mesele sloganlarla değil, somut delillerle aydınlatılmalıdır.
İşte devletin son dönemde attığı ağın büyüklüğü de burada anlaşılacak.
Ağ, ibadet eden insanlara atılmıyor.
Ağ, samimi şekilde hizmet etmeye çalışan insanlara atılmıyor.
Ağ, bir cemaate gönül vermiş sıradan vatandaşlara atılmıyor.
Ağ, varsa o yapıların içine gizlenmiş suç ve çıkar şebekelerine atılıyor!
Ve eğer soruşturmalar gerçekten derinleşirse...
Turpun küçüğünden büyüğüne doğru gidilecek.
Sadece içerideki bağlantılar değil...
Dışarıya uzanan bağlantılar da mercek altına alınacak.
İşte bazılarını asıl tedirgin eden de belki budur!
Çünkü içerideki üç beş ismi açıklamak kolaydır.
Peki ya ağın ucu sınırların dışına çıkarsa?
Peki ya para hareketlerinin arkasında başka merkezler belirirse?
Peki ya yıllardır “hizmet” görüntüsü altında oluşturulan bazı ilişkilerin bambaşka hesaplara hizmet ettiği somut delillerle ortaya çıkarsa?
İşte o zaman...
Bir tutam ottan kaç okka duman çıktığını hep birlikte göreceğiz!
Altını bir kez daha kalın çizgilerle çizelim:
Bir cemaatin içinde bulunan, gerçekten ibadet, manevi eğitim ve samimi hizmet düşüncesiyle hareket eden insanlara kimse suçlu gözüyle bakamaz.
Onların suçu yoksa, sorgulanacak bir şeyleri de yoktur.
Ancak o samimi insanların varlığı, üst yönetimdeki kişilerin veya çevresindeki yapıların para, silah, nüfuz, suç ve varsa dış bağlantılarının araştırılmasına engel olamaz.
Tam tersine...
Samimi cemaat mensuplarının da istemesi gereken budur!
Çünkü gerçekten temiz olan bir yapı, içindeki kirli ilişkilerin ortaya çıkmasından korkmaz.
Gerçekten hizmet edenler, hizmet adı altında başka hesaplar yapanların açığa çıkarılmasından rahatsız olmaz.
Gerçekten inancına bağlı olan insan, inancının ve cemaatinin adının kirli ilişkilerle anılmasını istemez!
O halde...
Araştırılsın!
İncelensin!
Deliller ortaya konulsun!
İç bağlantılar da araştırılsın...
Dış bağlantılar da!
Varsa yabancı istihbarat servisleriyle hukuka aykırı ilişkiler, bütün yönleriyle ortaya çıkarılsın.
Yoksa da bu iddialar somut delillerle çürütülsün.
Ama hiçbir şey karanlıkta kalmasın!
Çünkü bu kez mesele yalnızca turpun büyüğü nerede meselesi değil...
Turpu kimlerin ektiği, kimlerin büyüttüğü ve kimin adına hasat ettiği meselesidir!
Ağ atıldı bir kere...
Şimdi yavaş yavaş çekiliyor.
Kimlerin temiz yollarda temiz ayaklarla yürüdüğünü...
Kimlerin kirli potinlerini gariban halkın üzerinde temizlediğini...
Kimlerin gerçekten hizmet ettiğini...
Kimlerin hizmet görüntüsü altında güç devşirdiğini...
Ve en önemlisi...
Turpun büyüğünün içeride mi, yoksa dışarıdaki karanlık bağlantılarda mı olduğunu...
İzleyip göreceğiz!
Bu daha başlangıç...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
TURPUN BÜYÜĞÜNE DOĞRU..
Son günlerde yapılan operasyonları doğru okumak gerekiyor.
Çünkü mesele, bir cemaate mensup olan herkesi suçlamak değil!
Hele hele gerçekten manevi duygularla, ibadet etmek, dini eğitim almak, hizmet etmek ve inandığı değerler doğrultusunda yaşamak amacıyla bir cemaatin içinde bulunan insanlara suçlu muamelesi yapmak hiç değil.
Bu insanların arasında samimi, dürüst ve hiçbir kirli ilişkinin içinde olmayan binlerce, belki çok daha fazla insan olabilir.
Suç şahsidir!
Bir yapının içinde bulunmak, tek başına suç değildir.
Kimse sadece mensubiyetinden dolayı suçlu ilan edilemez.
Ancak...
Bir yapının içinde samimi insanların bulunması, o yapının üst kademelerinde veya çevresinde oluşmuş olabilecek kirli para, güç, nüfuz ve dış bağlantı iddialarının araştırılmasına da engel değildir!
İşte mesele tam burada başlıyor.
Son günlerde Süleymancı cemaati olarak bilinen yapıyla ve Alihan Kuriş çevresinde gündeme gelen soruşturma ve aramalar üzerinden konuşurken, meseleyi sadece “cemaate operasyon” başlığına sıkıştırmak doğru değil.
Varsa soruşturmanın hedefi, sıradan cemaat mensupları değil...
Yapı içerisinde oluşturulmuş olabilecek kirli ağlardır!
Ve o ağların ucu nereye gidiyor?
Asıl soru budur.
Çünkü kamuoyuna yansıyan aramalarda yüklü miktarda para ve çok sayıda silah ile mühimmat bulunduğuna ilişkin haberler ve iddialar, elbette ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Burada peşinen kimseyi suçlu ilan etmiyoruz.
Paranın kaynağını soruşturma ortaya çıkaracaktır.
Silahların ruhsat ve hukuki durumunu da soruşturma ortaya çıkaracaktır.
Suç varsa hukuk kararını verecektir.
Ama sormak zorundayız:
Görevi manevi bir topluluğa liderlik etmek olan bir kişinin çevresinde bu kadar para neden konuşulur?
Onlarca silah ve mühimmatın bu tablodaki yeri nedir?
Bunların kaynağı, amacı ve hukuki izahı nedir?
Bunlar cevap bekleyen sorulardır.
Hem de ciddi sorular!
Fakat belki de asıl mesele...
Turpun büyüğüdür!
Çünkü turpun büyüğü sadece içerideki birkaç isim olmayabilir.
Bazen içeride görünen ilişkilerin arkasında daha büyük bir ağ bulunur.
Para bir yerden gelir.
Nüfuz başka bir kapıdan sağlanır.
Bilgi başka kanallardan akar.
Ve en tehlikelisi...
Bir yapının üst kademelerinin yabancı ülkeler, yabancı istihbarat servisleri veya dış güç odaklarıyla hukuka aykırı ilişkiler içinde olup olmadığı. sorusu ortaya çıkar.
İşte “turpun büyüğü” denilen yer tam da burasıdır!
Türkiye gibi stratejik öneme sahip bir ülkede, güçlü toplumsal yapılara yönelik dış istihbarat servislerinin ilgi göstermesi ihtimalini yok saymak saflık olur.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Din...
Etnik yapı...
Siyaset...
Ekonomi...
Sivil toplum...
Her alan, istihbarat örgütlerinin nüfuz ve bilgi toplama faaliyetlerinin hedefi olabilir.
Bu nedenle asıl soru şudur:
Bir yapının samimi mensupları ne kadar temiz ve iyi niyetli olursa olsun, o yapının tepesindeki isimlerin dışarıyla kurduğu ilişkiler yeterince şeffaf mı?
Kimlerle görüşüyorlar?
Hangi ülkelerde, hangi çevrelerle temas kuruyorlar?
Bu temasların mahiyeti ne?
Hangi para hareketleri nereden geliyor ve nereye gidiyor?
Ve en önemlisi...
Herhangi bir yabancı istihbarat servisiyle ilişki veya iş birliği iddiasını doğrulayacak somut delil var mı?
Varsa ortaya çıkarılmalıdır!
Yoksa da insanlar peşinen suçlanmamalıdır!
Çünkü bu mesele sloganlarla değil, somut delillerle aydınlatılmalıdır.
İşte devletin son dönemde attığı ağın büyüklüğü de burada anlaşılacak.
Ağ, ibadet eden insanlara atılmıyor.
Ağ, samimi şekilde hizmet etmeye çalışan insanlara atılmıyor.
Ağ, bir cemaate gönül vermiş sıradan vatandaşlara atılmıyor.
Ağ, varsa o yapıların içine gizlenmiş suç ve çıkar şebekelerine atılıyor!
Ve eğer soruşturmalar gerçekten derinleşirse...
Turpun küçüğünden büyüğüne doğru gidilecek.
Sadece içerideki bağlantılar değil...
Dışarıya uzanan bağlantılar da mercek altına alınacak.
İşte bazılarını asıl tedirgin eden de belki budur!
Çünkü içerideki üç beş ismi açıklamak kolaydır.
Peki ya ağın ucu sınırların dışına çıkarsa?
Peki ya para hareketlerinin arkasında başka merkezler belirirse?
Peki ya yıllardır “hizmet” görüntüsü altında oluşturulan bazı ilişkilerin bambaşka hesaplara hizmet ettiği somut delillerle ortaya çıkarsa?
İşte o zaman...
Bir tutam ottan kaç okka duman çıktığını hep birlikte göreceğiz!
Altını bir kez daha kalın çizgilerle çizelim:
Bir cemaatin içinde bulunan, gerçekten ibadet, manevi eğitim ve samimi hizmet düşüncesiyle hareket eden insanlara kimse suçlu gözüyle bakamaz.
Onların suçu yoksa, sorgulanacak bir şeyleri de yoktur.
Ancak o samimi insanların varlığı, üst yönetimdeki kişilerin veya çevresindeki yapıların para, silah, nüfuz, suç ve varsa dış bağlantılarının araştırılmasına engel olamaz.
Tam tersine...
Samimi cemaat mensuplarının da istemesi gereken budur!
Çünkü gerçekten temiz olan bir yapı, içindeki kirli ilişkilerin ortaya çıkmasından korkmaz.
Gerçekten hizmet edenler, hizmet adı altında başka hesaplar yapanların açığa çıkarılmasından rahatsız olmaz.
Gerçekten inancına bağlı olan insan, inancının ve cemaatinin adının kirli ilişkilerle anılmasını istemez!
O halde...
Araştırılsın!
İncelensin!
Deliller ortaya konulsun!
İç bağlantılar da araştırılsın...
Dış bağlantılar da!
Varsa yabancı istihbarat servisleriyle hukuka aykırı ilişkiler, bütün yönleriyle ortaya çıkarılsın.
Yoksa da bu iddialar somut delillerle çürütülsün.
Ama hiçbir şey karanlıkta kalmasın!
Çünkü bu kez mesele yalnızca turpun büyüğü nerede meselesi değil...
Turpu kimlerin ektiği, kimlerin büyüttüğü ve kimin adına hasat ettiği meselesidir!
Ağ atıldı bir kere...
Şimdi yavaş yavaş çekiliyor.
Kimlerin temiz yollarda temiz ayaklarla yürüdüğünü...
Kimlerin kirli potinlerini gariban halkın üzerinde temizlediğini...
Kimlerin gerçekten hizmet ettiğini...
Kimlerin hizmet görüntüsü altında güç devşirdiğini...
Ve en önemlisi...
Turpun büyüğünün içeride mi, yoksa dışarıdaki karanlık bağlantılarda mı olduğunu...
İzleyip göreceğiz!
Bu daha başlangıç...