Birileri televizyon ekranlarında, sosyal medya kürsülerinde, klavye başında devlet yönetiyor!
Haritayı açıyorlar, iki cümle kuruyorlar, üç slogan atıyorlar…
Sonra?
“Devlet geri adım attı!”
“Teröriste taviz verildi!”
“Türkiye teslim oldu!”
İyi de…
Devlet sizin sosyal medya paylaşımınız kadar basit bir denklem değildir ki!
Hele terör meselesi hiç değildir.
Çünkü devlet yönetmek, hamaset yapmak değildir.
Devlet yönetmek; bazen en sert görünen kararı almak, bazen de en ağır sorumluluğu omuzlayarak geleceği bugünden hesaplamaktır.
Ve bugün önümüzde duran mesele tam da budur.
TBMM’de 468 milletvekilinin kabul oyuyla yasalaşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, Terörsüz Türkiye hedefinin hukuki zemininin oluşturulmasına yönelik önemli bir adım olarak karşımızda duruyor.
Şimdi bazıları çıkacak…
“468 kişi yanlış yaptı!” diyecek.
Peki kardeşim…
Sen 40 yıldır “Bu terör nasıl bitecek?” diye sormuyor muydun?
Devlet bir terör örgütünün kökünü kazımak, silahı susturmak, Türkiye’nin enerjisini güvenlik harcamalarından kalkınmaya çevirmek için adım attığında neden birdenbire “Ama nasıl bitecek?” sorusuna geçiyorsun?
Demek ki mesele terörün bitmesi değilmiş!
Mesele, terörün kimin döneminde bittiğiymiş!
İşte asıl problem burada.
Çünkü Türkiye’de bazıları için siyasi rekabet, memleket meselesinin bile önüne geçebiliyor.
Terör bitse…
“Biz demiştik” diyemeyecekler.
Terör bitmese…
“Devlet beceremiyor” diyecekler.
Yani ne olursa olsun kazanacaklar!
Böyle siyaset olur mu?
Olmaz.
Çünkü burada konuştuğumuz konu bir belediye seçimi değil.
Bir parti kongresi değil.
Bir milletvekili transferi değil.
Burada konuştuğumuz mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin kırk yıllık terör belasını tarihin çöplüğüne gönderme iradesidir.
Şunu özellikle söylemek gerekir:
Terörsüz Türkiye demek, teröristle Türkiye arasında pazarlık yapmak demek değildir.
Bunu Sayın Devlet Bahçeli de açıkça ifade etti:
“Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir. Terörsüz Türkiye taviz değildir. Terörsüz Türkiye terör örgütüyle pazarlık değildir.”
Üstelik bu sözler kuru bir siyasi slogan olarak kalmadı.
Süreç TBMM çatısı altında komisyon çalışmalarıyla kurumsal bir zemine taşındı.
Şimdi burada kritik ayrımı yapmak gerekiyor.
Devlet teröristle mücadele eder.
Ama devlet aynı zamanda terörün neden olduğu güvenlik, hukuk ve toplumsal meseleleri çözmek için siyaset üretir.
Bunlar birbirinin alternatifi değildir.
Tam tersine…
Güçlü devlet, gerektiğinde hem sahada mücadele eder hem masada çözüm üretir.
Bunu anlayamayanlar devleti yalnızca “silah kullanan mekanizma” zannediyor.
İşte burada da kimsenin kafasında soru işareti bırakılmamalıdır.
Şehitlerimizin kanı pazarlık konusu değildir.
Gazilerimizin onuru siyasi hesaplara kurban edilemez.
Bayrak tartışma konusu değildir.
Vatan tartışma konusu değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı tartışma konusu değildir.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tartışma konusu değildir.
Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir.
Ama dikkat!
Bu kırmızı çizgileri korumakla terörün sonsuza kadar devam etmesini istemek aynı şey değildir.
Tam tersine…
Şehitlerimizin emaneti, terörün bir daha bu ülkenin evlatlarından can alamadığı bir Türkiye kurmaktır.
Bir anne daha oğlunu askere gönderirken “Acaba geri dönecek mi?” korkusunu yaşamasın diye mücadele etmektir.
Bir baba daha telefon başında “Oğlumdan haber var mı?” diye titremesin diye mücadele etmektir.
Bir Mehmetçiğin daha tabutunun arkasından milyonlarca insan gözyaşı dökmesin diye mücadele etmektir.
Şehitlerimizin emanetini anlamak biraz da budur.
Şimdi gelelim en kolay yere…
Eleştirmeye!
Eleştirmek gerçekten çok kolay.
Bir klavye…
Bir telefon…
Bir sosyal medya hesabı…
Ve ver coşkuyu!
“İhanet!”
“Teslimiyet!”
“Beka!”
“Pazarlık!”
Bitti.
Peki ya devlet sorumluluğu?
İşte orası zor.
Çünkü devlet sorumluluğu sloganla taşınmaz.
Devlet sorumluluğu, milyonlarca insanın geleceğini düşünmeyi gerektirir.
Devlet sorumluluğu, bugün atılan adımın 10 yıl sonra nerede sonuçlanacağını hesaplamayı gerektirir.
Devlet sorumluluğu, sadece seçim sandığını değil, gelecek nesillerin güvenliğini düşünmektir.
Bir de şu garip çelişki var.
Yıllarca “Terör bitsin!” diye bağıranlar, terörü bitirmeye yönelik her adımda “Ama bu nasıl bitecek?” diye soruyor.
Kardeşim!
Sen terörün bitmesini mi istiyorsun, yoksa terör üzerinden siyasi propaganda yapmayı mı?
Eğer gerçekten terörün bitmesini istiyorsan, önce ortaya konulan düzenlemenin ne söylediğine bak.
Sonra eleştir.
Eksik gördüğün varsa söyle.
Yanlış bulduğun varsa itiraz et.
Hatta gerekirse Meclis’te “Hayır” oyu ver.
Bunda hiçbir problem yok.
Demokrasi zaten bunun için var.
Ama millete korku satmak başka bir şeydir.
Şehitlerin aziz hatırasını siyasi mühimmat haline getirmek başka bir şeydir.
Her hukuki düzenlemeyi “teröre teslimiyet” diye pazarlamak ise bambaşka bir şeydir.
Bakın…
Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var.
Eğer terör gerçekten silahını bırakıyor, örgütsel varlığını sona erdiriyor ve devletin güvenlik kurumları tarafından bu durum teyit ediliyorsa, Türkiye’nin önünde yeni bir dönem açılabilir. Kamuoyuna yansıyan teklif metninde de düzenlemenin uygulanması belirli güvenlik şartlarına ve PKK/KCK’nın fiilî varlığının sona erdiğinin tespitine bağlanıyor.
Türkiye’nin sürekli güvenlik problemiyle boğuşmasını isteyenler.
Ve elbette…
Terör üzerinden siyasi rant devşirenler.
Kim kazanacak?
Türkiye kazanacak.
Türk kazanacak.
Kürt kazanacak.
Laz kazanacak.
Çerkez kazanacak.
Alevi kazanacak.
Sünni kazanacak.
Velhasıl…
Bu ülkenin evladı olan herkes kazanacak.
Çünkü terörün olmadığı bir Türkiye, sadece daha güvenli değil;
aynı zamanda daha güçlü, daha müreffeh ve daha özgüvenli bir Türkiye olacaktır.
Şimdi kimse yanlış anlamasın.
Bu süreçte devletin atacağı her adım eleştirilebilir.
Her madde tartışılabilir.
Her uygulama denetlenebilir.
TBMM’nin denetim görevi vardır.
Muhalefetin itiraz hakkı vardır.
Basının sorgulama görevi vardır.
Milletin hesap sorma hakkı vardır.
Ama bütün bunları yaparken bir şeyi unutmamak gerekir:
Devletin attığı her adımı “teslimiyet” diye yaftalamak, devleti eleştirmek değil; devletin bütün stratejik kapasitesini tek bir slogana indirgemektir.
Türkiye bundan daha büyüktür.
Türk milleti bundan daha ferasetlidir.
Devletimiz bundan daha güçlüdür.
Bugün yapılması gereken şey bellidir:
Şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak…
Gazilerimizin onurunu korumak…
Bayrağımızı daha güçlü dalgalandırmak…
Devletimizin bölünmez bütünlüğünü muhafaza etmek…
Ve terör belasından kurtulmuş bir Türkiye’yi çocuklarımıza bırakmak.
Bunun adı teslimiyet değildir.
Bunun adı taviz değildir.
Bunun adı korkaklık hiç değildir.
Bunun adı, güçlü devlet aklıdır.
Çünkü bazen devletin en büyük zaferi, savaşı kazanmak değil…
Savaşa bir daha ihtiyaç bırakmayacak düzeni kurmaktır.
İşte asıl mesele budur.
Eleştirmek kolaydır.
Bağırmak kolaydır.
Slogan atmak kolaydır.
Klavye başında kahramanlık yapmak zaten dünyanın en kolay işidir.
Zor olan;
Türkiye’nin yükünü omuzlamaktır.
Zor olan;
şehitlerin emanetini geleceğe taşımaktır.
Zor olan;
terörü bitirirken devletin kırmızı çizgilerinden bir milim dahi sapmamaktır.
Ve zor olan;
bugünün alkışını değil, yarının Türkiye’sini düşünmektir.
Türkiye tam da bunu yapmaktadır.
Bu noktada ortaya koymuş oldukları cesaret feraset ve kararlılık için önce Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a Sayın Devlet Bahçeli'ye ve tasarının meclisten geçmesi için EVET oyu kullanan 468 milletvekiline teşekkür etmek boynumuzun borcudur.
Çünkü artık çocuklarımızın gündeminde terör değil;
okul, teknoloji, üretim, bilim, istihdam ve güçlü bir gelecek olmalıdır.
Terörsüz Türkiye…
Bir teslimiyet projesi değil;
Türkiye’nin geleceğini geri alma iradesidir.
Ve evet…
Devletimize güveniyoruz.
Milletimize güveniyoruz.
Türkiye’nin gücüne inanıyoruz.
Çünkü bu millet çok bedel ödedi.
Artık sıra…
Terörsüz bir Türkiye’nin huzurunu yaşamaya geldi.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
TESLİMİYET DEĞİL,ZAFER
Türkiye yine o meşhur hastalığıyla karşı karşıya…
Birileri televizyon ekranlarında, sosyal medya kürsülerinde, klavye başında devlet yönetiyor!
Haritayı açıyorlar, iki cümle kuruyorlar, üç slogan atıyorlar…
Sonra?
“Devlet geri adım attı!”
“Teröriste taviz verildi!”
“Türkiye teslim oldu!”
İyi de…
Devlet sizin sosyal medya paylaşımınız kadar basit bir denklem değildir ki!
Hele terör meselesi hiç değildir.
Çünkü devlet yönetmek, hamaset yapmak değildir.
Devlet yönetmek; bazen en sert görünen kararı almak, bazen de en ağır sorumluluğu omuzlayarak geleceği bugünden hesaplamaktır.
Ve bugün önümüzde duran mesele tam da budur.
TBMM’de 468 milletvekilinin kabul oyuyla yasalaşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, Terörsüz Türkiye hedefinin hukuki zemininin oluşturulmasına yönelik önemli bir adım olarak karşımızda duruyor.
Şimdi bazıları çıkacak…
“468 kişi yanlış yaptı!” diyecek.
Peki kardeşim…
Sen 40 yıldır “Bu terör nasıl bitecek?” diye sormuyor muydun?
Devlet bir terör örgütünün kökünü kazımak, silahı susturmak, Türkiye’nin enerjisini güvenlik harcamalarından kalkınmaya çevirmek için adım attığında neden birdenbire “Ama nasıl bitecek?” sorusuna geçiyorsun?
Demek ki mesele terörün bitmesi değilmiş!
Mesele, terörün kimin döneminde bittiğiymiş!
İşte asıl problem burada.
Çünkü Türkiye’de bazıları için siyasi rekabet, memleket meselesinin bile önüne geçebiliyor.
Terör bitse…
“Biz demiştik” diyemeyecekler.
Terör bitmese…
“Devlet beceremiyor” diyecekler.
Yani ne olursa olsun kazanacaklar!
Böyle siyaset olur mu?
Olmaz.
Çünkü burada konuştuğumuz konu bir belediye seçimi değil.
Bir parti kongresi değil.
Bir milletvekili transferi değil.
Burada konuştuğumuz mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin kırk yıllık terör belasını tarihin çöplüğüne gönderme iradesidir.
Şunu özellikle söylemek gerekir:
Terörsüz Türkiye demek, teröristle Türkiye arasında pazarlık yapmak demek değildir.
Bunu Sayın Devlet Bahçeli de açıkça ifade etti:
“Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir. Terörsüz Türkiye taviz değildir. Terörsüz Türkiye terör örgütüyle pazarlık değildir.”
Üstelik bu sözler kuru bir siyasi slogan olarak kalmadı.
Süreç TBMM çatısı altında komisyon çalışmalarıyla kurumsal bir zemine taşındı.
Şimdi burada kritik ayrımı yapmak gerekiyor.
Devlet teröristle mücadele eder.
Ama devlet aynı zamanda terörün neden olduğu güvenlik, hukuk ve toplumsal meseleleri çözmek için siyaset üretir.
Bunlar birbirinin alternatifi değildir.
Tam tersine…
Güçlü devlet, gerektiğinde hem sahada mücadele eder hem masada çözüm üretir.
Bunu anlayamayanlar devleti yalnızca “silah kullanan mekanizma” zannediyor.
Oysa devlet akıldır.
Devlet hafızadır.
Devlet stratejidir.
Devlet, bugünün öfkesini yarının hesabıyla dengeleyebilmektir.
Peki şehitler?
Şehitlerimizin hakkı ne olacak?
Gazilerimizin onuru ne olacak?
İşte burada da kimsenin kafasında soru işareti bırakılmamalıdır.
Şehitlerimizin kanı pazarlık konusu değildir.
Gazilerimizin onuru siyasi hesaplara kurban edilemez.
Bayrak tartışma konusu değildir.
Vatan tartışma konusu değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı tartışma konusu değildir.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tartışma konusu değildir.
Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir.
Ama dikkat!
Bu kırmızı çizgileri korumakla terörün sonsuza kadar devam etmesini istemek aynı şey değildir.
Tam tersine…
Şehitlerimizin emaneti, terörün bir daha bu ülkenin evlatlarından can alamadığı bir Türkiye kurmaktır.
Bir anne daha oğlunu askere gönderirken “Acaba geri dönecek mi?” korkusunu yaşamasın diye mücadele etmektir.
Bir baba daha telefon başında “Oğlumdan haber var mı?” diye titremesin diye mücadele etmektir.
Bir Mehmetçiğin daha tabutunun arkasından milyonlarca insan gözyaşı dökmesin diye mücadele etmektir.
Şehitlerimizin emanetini anlamak biraz da budur.
Şimdi gelelim en kolay yere…
Eleştirmeye!
Eleştirmek gerçekten çok kolay.
Bir klavye…
Bir telefon…
Bir sosyal medya hesabı…
Ve ver coşkuyu!
“İhanet!”
“Teslimiyet!”
“Beka!”
“Pazarlık!”
Bitti.
Peki ya devlet sorumluluğu?
İşte orası zor.
Çünkü devlet sorumluluğu sloganla taşınmaz.
Devlet sorumluluğu, milyonlarca insanın geleceğini düşünmeyi gerektirir.
Devlet sorumluluğu, bugün atılan adımın 10 yıl sonra nerede sonuçlanacağını hesaplamayı gerektirir.
Devlet sorumluluğu, sadece seçim sandığını değil, gelecek nesillerin güvenliğini düşünmektir.
Bir de şu garip çelişki var.
Yıllarca “Terör bitsin!” diye bağıranlar, terörü bitirmeye yönelik her adımda “Ama bu nasıl bitecek?” diye soruyor.
Kardeşim!
Sen terörün bitmesini mi istiyorsun, yoksa terör üzerinden siyasi propaganda yapmayı mı?
Eğer gerçekten terörün bitmesini istiyorsan, önce ortaya konulan düzenlemenin ne söylediğine bak.
Sonra eleştir.
Eksik gördüğün varsa söyle.
Yanlış bulduğun varsa itiraz et.
Hatta gerekirse Meclis’te “Hayır” oyu ver.
Bunda hiçbir problem yok.
Demokrasi zaten bunun için var.
Ama millete korku satmak başka bir şeydir.
Şehitlerin aziz hatırasını siyasi mühimmat haline getirmek başka bir şeydir.
Her hukuki düzenlemeyi “teröre teslimiyet” diye pazarlamak ise bambaşka bir şeydir.
Bakın…
Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var.
Eğer terör gerçekten silahını bırakıyor, örgütsel varlığını sona erdiriyor ve devletin güvenlik kurumları tarafından bu durum teyit ediliyorsa, Türkiye’nin önünde yeni bir dönem açılabilir. Kamuoyuna yansıyan teklif metninde de düzenlemenin uygulanması belirli güvenlik şartlarına ve PKK/KCK’nın fiilî varlığının sona erdiğinin tespitine bağlanıyor.
Bu ne demektir?
Türkiye’nin çocuklarının enerjisini terörle mücadeleye değil;
eğitime,
üretime,
teknolojiye,
savunma sanayiine,
istihdama,
kalkınmaya
harcaması demektir.
Türkiye’nin yıllardır sırtında taşıdığı ağır bir yükü yere bırakması demektir.
Ve belki de en önemlisi…
Türkiye’nin kendi geleceğini kendi gündemiyle konuşmaya başlaması demektir.
Bugün birileri “Devlet taviz verdi” diyor.
Ben tam tersini düşünüyorum.
Devlet, terörü Türkiye’nin gündeminden çıkarmak için irade ortaya koyuyorsa burada zayıflık değil, devlet aklı aranmalıdır.
Çünkü zayıf devlet terörden korkar.
Güçlü devlet terörü bitirecek stratejiyi kurar.
Zayıf devlet günü kurtarır.
Güçlü devlet nesilleri düşünür.
Zayıf siyasetçi slogan üretir.
Devlet adamı sonuç üretir.
Türkiye’nin ihtiyacı da tam olarak budur.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Terörsüz Türkiye gerçekleştiğinde bundan kim kaybedecek?
Terör örgütleri.
Silah tüccarları.
Türkiye’nin enerjisinin içeride tüketilmesini isteyenler.
Türkiye’nin sürekli güvenlik problemiyle boğuşmasını isteyenler.
Ve elbette…
Terör üzerinden siyasi rant devşirenler.
Kim kazanacak?
Türkiye kazanacak.
Türk kazanacak.
Kürt kazanacak.
Laz kazanacak.
Çerkez kazanacak.
Alevi kazanacak.
Sünni kazanacak.
Velhasıl…
Bu ülkenin evladı olan herkes kazanacak.
Çünkü terörün olmadığı bir Türkiye, sadece daha güvenli değil;
aynı zamanda daha güçlü, daha müreffeh ve daha özgüvenli bir Türkiye olacaktır.
Şimdi kimse yanlış anlamasın.
Bu süreçte devletin atacağı her adım eleştirilebilir.
Her madde tartışılabilir.
Her uygulama denetlenebilir.
TBMM’nin denetim görevi vardır.
Muhalefetin itiraz hakkı vardır.
Basının sorgulama görevi vardır.
Milletin hesap sorma hakkı vardır.
Ama bütün bunları yaparken bir şeyi unutmamak gerekir:
Devletin attığı her adımı “teslimiyet” diye yaftalamak, devleti eleştirmek değil; devletin bütün stratejik kapasitesini tek bir slogana indirgemektir.
Türkiye bundan daha büyüktür.
Türk milleti bundan daha ferasetlidir.
Devletimiz bundan daha güçlüdür.
Bugün yapılması gereken şey bellidir:
Şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak…
Gazilerimizin onurunu korumak…
Bayrağımızı daha güçlü dalgalandırmak…
Devletimizin bölünmez bütünlüğünü muhafaza etmek…
Ve terör belasından kurtulmuş bir Türkiye’yi çocuklarımıza bırakmak.
Bunun adı teslimiyet değildir.
Bunun adı taviz değildir.
Bunun adı korkaklık hiç değildir.
Bunun adı, güçlü devlet aklıdır.
Çünkü bazen devletin en büyük zaferi, savaşı kazanmak değil…
Savaşa bir daha ihtiyaç bırakmayacak düzeni kurmaktır.
İşte asıl mesele budur.
Eleştirmek kolaydır.
Bağırmak kolaydır.
Slogan atmak kolaydır.
Klavye başında kahramanlık yapmak zaten dünyanın en kolay işidir.
Zor olan;
Türkiye’nin yükünü omuzlamaktır.
Zor olan;
şehitlerin emanetini geleceğe taşımaktır.
Zor olan;
terörü bitirirken devletin kırmızı çizgilerinden bir milim dahi sapmamaktır.
Ve zor olan;
bugünün alkışını değil, yarının Türkiye’sini düşünmektir.
Türkiye tam da bunu yapmaktadır.
Bu noktada ortaya koymuş oldukları cesaret feraset ve kararlılık için önce Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a Sayın Devlet Bahçeli'ye ve tasarının meclisten geçmesi için EVET oyu kullanan 468 milletvekiline teşekkür etmek boynumuzun borcudur.
Çünkü artık çocuklarımızın gündeminde terör değil;
okul, teknoloji, üretim, bilim, istihdam ve güçlü bir gelecek olmalıdır.
Terörsüz Türkiye…
Bir teslimiyet projesi değil;
Türkiye’nin geleceğini geri alma iradesidir.
Ve evet…
Devletimize güveniyoruz.
Milletimize güveniyoruz.
Türkiye’nin gücüne inanıyoruz.
Çünkü bu millet çok bedel ödedi.
Artık sıra…
Terörsüz bir Türkiye’nin huzurunu yaşamaya geldi.