Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı fon soruşturmasıyla ilgili iddialarda geçti. Peki AK Parti ne yaptı?
“Bizim arkadaşımızdır, dokunmayın” mı dedi?
“Bu siyasi operasyondur” deyip soruşturmanın önüne mi geçti?
Hayır!
Görevlerinden affını istedi, talebi kabul edildi. Hukuki süreç kendi mecrasında ilerledi.
Üstelik AK Parti cephesinden de açıkça şu mesaj verildi:
Yanlış yapan hukuk önünde hesabını verecek.
İşte aradaki fark tam da burada.
Kendi içinden çıkan bir isim söz konusu olduğunda bile “Araştırılsın, hukuk işlesin, suç varsa hesabı sorulsun” diyebiliyorsan, siyasette samimiyetten söz edebilirsin.
Ben daha da ileri gidiyorum:
Fatma Betül Sayan Kaya hakkında ne iddia varsa sonuna kadar araştırılsın.
Para trafiği incelensin.
Mal varlığı araştırılsın.
Varsa bağlantıları ortaya çıkarılsın.
Dosya nereye gidiyorsa oraya kadar gidilsin.
Suç yoksa aklansın.
Suç varsa da kimsenin gözünün yaşına bakılmasın.
Hatta malvarlığına el konulsun...
Ama şimdi dönelim diğer tarafa.
Muhalefetin kendi kadroları hakkında soruşturmalar açıldığında ne oluyor?
Bir belediye başkanı hakkında ağır iddialar gündeme geliyor...
“Soruşturulsun, gerçek ortaya çıksın” demek yerine hemen:
“Siyasi operasyon!”
Bir başka belediye başkanı hakkında yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ortaya çıkıyor...
Yine aynı nakarat:
“Siyasi operasyon!”
İstanbul'daki dosyada Ekrem İmamoğlu hakkında 2 bin 430 yıla kadar hapis talep edilen bir iddianame hazırlanıyor. İmamoğlu ve diğer sanıklar suçlamaları reddediyor ve sürecin siyasi olduğunu savunuyor.
Muhittin Böcek hakkında da rüşvet, irtikap ve başka ağır suçlamalarla soruşturma ve dava süreçleri yürütülüyor. O da suçlamaları reddediyor.
Burada söyleyeceğim çok açık:
AK Parti'den birinin adı geçince “Yargılansın!” diye ortalığı ayağa kaldıracaksın...
Kendi tarafına gelince:
“Operasyon!”
“Komplo!”
“Mağduriyet!”
Olmaz kardeşim.
Bu adalet değil. Bu düpedüz çifte standarttır.
Siyasetin en büyük sınavı rakibine ne yaptığın değil, kendi adamına dokunulduğunda ne yaptığındır.
AK Parti'nin kendi içinden çıkan biri hakkında soruşturma varsa sonuna kadar gidilmesini destekliyorum.
Hatta yetmez.
Daha da ileri gidilsin.
Kim varsa ortaya çıkarılsın.
Kim para aldıysa araştırılsın.
Kim aracılık ettiyse araştırılsın.
Kim kamu zararına sebep olduysa hesap versin.
Ve suç sabitse, makamına bakılmadan cezasını çeksin.
Ama aynı lafı muhalefet için de söyleyeceksin.
İşin raconu budur.
Kendi partilisine gelince kalkan olup, rakibinin dosyasında savcı kesilmek yok.
Ya hukuk diyeceksin, ya parti diyeceksin. İkisini aynı anda kullanıp milleti kandıramazsın.
Benim ölçüm çok basit:
Kim olursa olsun yargılansın.
Bakanmış, milletvekiliymiş, belediye başkanıymış, parti yöneticisiymiş...
Umurumda değil.
Suç varsa hesabı sorulsun.
Çünkü makam, suç işleme ruhsatı değildir.
Parti rozeti, dokunulmazlık zırhı değildir.
Seçmen desteği, mahkeme kararı değildir.
Bugün AK Parti'nin içinden çıkan biri için “Sonuna kadar araştırılsın” diyorsak, bunun arkasında duracağız.
Yarın başka partiden biri için de aynısını söyleyeceğiz.
Çünkü mesele AK Parti değil.
Mesele CHP değil.
Mesele milletin parasına, hakkına ve hukukuna sahip çıkmaktır.
Ve burada kimse kusura bakmasın:
Kendi adamına dokunulduğunda “siyasi operasyon” diye bağırıp, karşı tarafın dosyasında “Hemen tutuklansın, mal varlığına el konulsun” diye yaygara koparmak...
Adalet aramak değildir.
Adamını korumaktır.
Biz bunu kabul etmiyoruz.
Kim yolsuzluğa bulaştıysa ortaya çıkarılsın.
Kim kamu malına el uzattıysa hesap versin.
Kim haksız kazanç sağladıysa yargılansın.
Ve suçu mahkeme kararıyla sabit olduğunda, hak ettiği cezayı sonuna kadar çeksin.
Ne partiye bakılsın.
Ne makama.
Ne siyasi geçmişine.
Ne gücüne.
Suçun üstüne parti tabelası asılmaz.
Bizim adamımızmış...
Bakanmış...
Milletvekiliymiş...
Partinin ağır topuymuş...
Bana ne!
Milletin parasına el uzattıysa hesabını verecek.
Yolsuzluğa bulaştıysa yargılanacak.
Suçu sabitse cezasını çekecek.
Kimsenin koltuğu, kimsenin rozeti, kimsenin gücü suçun üstünü örtemeyecek.
Biz kendi adamımızın arkasına saklanmayız.
Hata yaptıysa karşısında dururuz.
Suç işlediyse hesabını sorarız.
Suçu sabitse cezasını çekmesini isteriz.
Çünkü bizim için mesele adam kayırmak değil, adaletin yanında durmaktır.
Şimdi herkes aynaya baksın.
Kendi adamına gelince “siyasi operasyon” deyip savunma duvarı örenler de...
Çünkü artık mesele “Bizim adamımız” meselesi değil.
Mesele milletin hakkı.
Milletin hakkına el uzatanın da...
İster sağdan gelsin, ister soldan...
Hesabı kesilecek.
Son kuruşuna kadar.
Sonuna kadar.
Kim olursa olsun!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
SUÇUN PARTİSİ OLMAZ!!!
Şimdi lafı eğip bükmenin anlamı yok.
Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı fon soruşturmasıyla ilgili iddialarda geçti. Peki AK Parti ne yaptı?
“Bizim arkadaşımızdır, dokunmayın” mı dedi?
“Bu siyasi operasyondur” deyip soruşturmanın önüne mi geçti?
Hayır!
Görevlerinden affını istedi, talebi kabul edildi. Hukuki süreç kendi mecrasında ilerledi.
Üstelik AK Parti cephesinden de açıkça şu mesaj verildi:
Yanlış yapan hukuk önünde hesabını verecek.
İşte aradaki fark tam da burada.
Kendi içinden çıkan bir isim söz konusu olduğunda bile “Araştırılsın, hukuk işlesin, suç varsa hesabı sorulsun” diyebiliyorsan, siyasette samimiyetten söz edebilirsin.
Ben daha da ileri gidiyorum:
Fatma Betül Sayan Kaya hakkında ne iddia varsa sonuna kadar araştırılsın.
Para trafiği incelensin.
Mal varlığı araştırılsın.
Varsa bağlantıları ortaya çıkarılsın.
Dosya nereye gidiyorsa oraya kadar gidilsin.
Suç yoksa aklansın.
Suç varsa da kimsenin gözünün yaşına bakılmasın.
Hatta malvarlığına el konulsun...
Ama şimdi dönelim diğer tarafa.
Muhalefetin kendi kadroları hakkında soruşturmalar açıldığında ne oluyor?
Bir belediye başkanı hakkında ağır iddialar gündeme geliyor...
“Soruşturulsun, gerçek ortaya çıksın” demek yerine hemen:
“Siyasi operasyon!”
Bir başka belediye başkanı hakkında yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ortaya çıkıyor...
Yine aynı nakarat:
“Siyasi operasyon!”
İstanbul'daki dosyada Ekrem İmamoğlu hakkında 2 bin 430 yıla kadar hapis talep edilen bir iddianame hazırlanıyor. İmamoğlu ve diğer sanıklar suçlamaları reddediyor ve sürecin siyasi olduğunu savunuyor.
Muhittin Böcek hakkında da rüşvet, irtikap ve başka ağır suçlamalarla soruşturma ve dava süreçleri yürütülüyor. O da suçlamaları reddediyor.
Burada söyleyeceğim çok açık:
AK Parti'den birinin adı geçince “Yargılansın!” diye ortalığı ayağa kaldıracaksın...
Kendi tarafına gelince:
“Operasyon!”
“Komplo!”
“Mağduriyet!”
Olmaz kardeşim.
Bu adalet değil. Bu düpedüz çifte standarttır.
Siyasetin en büyük sınavı rakibine ne yaptığın değil, kendi adamına dokunulduğunda ne yaptığındır.
AK Parti'nin kendi içinden çıkan biri hakkında soruşturma varsa sonuna kadar gidilmesini destekliyorum.
Hatta yetmez.
Daha da ileri gidilsin.
Kim varsa ortaya çıkarılsın.
Kim para aldıysa araştırılsın.
Kim aracılık ettiyse araştırılsın.
Kim kamu zararına sebep olduysa hesap versin.
Ve suç sabitse, makamına bakılmadan cezasını çeksin.
Ama aynı lafı muhalefet için de söyleyeceksin.
İşin raconu budur.
Kendi partilisine gelince kalkan olup, rakibinin dosyasında savcı kesilmek yok.
Ya hukuk diyeceksin, ya parti diyeceksin. İkisini aynı anda kullanıp milleti kandıramazsın.
Benim ölçüm çok basit:
Kim olursa olsun yargılansın.
Bakanmış, milletvekiliymiş, belediye başkanıymış, parti yöneticisiymiş...
Umurumda değil.
Suç varsa hesabı sorulsun.
Çünkü makam, suç işleme ruhsatı değildir.
Parti rozeti, dokunulmazlık zırhı değildir.
Seçmen desteği, mahkeme kararı değildir.
Bugün AK Parti'nin içinden çıkan biri için “Sonuna kadar araştırılsın” diyorsak, bunun arkasında duracağız.
Yarın başka partiden biri için de aynısını söyleyeceğiz.
Çünkü mesele AK Parti değil.
Mesele CHP değil.
Mesele milletin parasına, hakkına ve hukukuna sahip çıkmaktır.
Ve burada kimse kusura bakmasın:
Kendi adamına dokunulduğunda “siyasi operasyon” diye bağırıp, karşı tarafın dosyasında “Hemen tutuklansın, mal varlığına el konulsun” diye yaygara koparmak...
Adalet aramak değildir.
Adamını korumaktır.
Biz bunu kabul etmiyoruz.
Kim yolsuzluğa bulaştıysa ortaya çıkarılsın.
Kim kamu malına el uzattıysa hesap versin.
Kim haksız kazanç sağladıysa yargılansın.
Ve suçu mahkeme kararıyla sabit olduğunda, hak ettiği cezayı sonuna kadar çeksin.
Ne partiye bakılsın.
Ne makama.
Ne siyasi geçmişine.
Ne gücüne.
Suçun üstüne parti tabelası asılmaz.
Bizim adamımızmış...
Bakanmış...
Milletvekiliymiş...
Partinin ağır topuymuş...
Bana ne!
Milletin parasına el uzattıysa hesabını verecek.
Yolsuzluğa bulaştıysa yargılanacak.
Suçu sabitse cezasını çekecek.
Kimsenin koltuğu, kimsenin rozeti, kimsenin gücü suçun üstünü örtemeyecek.
Biz kendi adamımızın arkasına saklanmayız.
Hata yaptıysa karşısında dururuz.
Suç işlediyse hesabını sorarız.
Suçu sabitse cezasını çekmesini isteriz.
Çünkü bizim için mesele adam kayırmak değil, adaletin yanında durmaktır.
Şimdi herkes aynaya baksın.
Kendi adamına gelince “siyasi operasyon” deyip savunma duvarı örenler de...
Başkasının dosyasında mangalda kül bırakmayanlar da...
Şunu artık kafasına kazısın:
Yolsuzluğun partisi yoktur.
Hırsızlığın rozeti yoktur.
Suçun makamı yoktur.
Dosya nereye gidiyorsa oraya kadar gidilecek.
Kim çıkarsa çıksın.
Arkasında kim olursa olsun.
Ve mahkeme suçlu bulduysa...
Kimse kurtaramayacak.
Çünkü artık mesele “Bizim adamımız” meselesi değil.
Mesele milletin hakkı.
Milletin hakkına el uzatanın da...
İster sağdan gelsin, ister soldan...
Hesabı kesilecek.
Son kuruşuna kadar.
Sonuna kadar.
Kim olursa olsun!