Kim, kiminle yan yana? Kim neyi biliyor? Ve daha önemlisi, kim neden susuyor?
250 ARAÇ BUHAR MI OLDU?
Barış Yarkadaş'ın gündeme taşıdığı iddia gerçekten dikkat çekici.
İddiaya göre CHP'nin Özgür Özel döneminden sonra yaklaşık 250 aracı partiye teslim edilmedi ve envanterde bulunamadı. Üstelik tartışma, CHP ile Yeni Parti arasındaki ayrışmanın hemen ardından gündeme geldi. İddiaların doğruluğu elbette incelemelerle ortaya çıkacak.
Ama ortada cevap bekleyen basit bir soru var:
250 araç nerede?
Bu araçlar usulüne uygun şekilde devredildi mi?
Kimlerin kullanımındaydı?
Yeni Parti'ye giden kadroların bu konuda söyleyeceği bir şey var mı?
CHP de Yeni Parti de çıkıp belgeleri ortaya koymalı.
Çünkü kusura bakmasın kimse...
250 araç, cebinizde unutacağınız araba anahtarı değildir!
Ortada bir yanlışlık yoksa açıklamak iki dakikalık iştir.
Ama açıklama gelmezse, sorular büyür.
“TRT CANLI YAYINLASIN” DİYENLERİN SESİNE NE OLDU?
Daha düne kadar büyük bir özgüvenle konuşuyorlardı:
“Mahkemeler TRT'den canlı yayınlansın!”
Millet her şeyi görsün, duysun, kararını versin...
Peki, ne değişti?
Mahkeme salonlarında İBB ile iş yapan bazı kişilerin “Bizden para istendi” şeklindeki iddiaları kamuoyuna yansıyınca mı heyecan kaçtı? Bu iddiaların doğruluğunu elbette yargı belirleyecek.
Ama canlı yayın isteyenlere soralım:
Millet sadece sizin anlattıklarınızı mı izleyecekti?
Şeffaflık, kameranın karşısında konuşmak değildir.
Şeffaflık, kamera açıkken hoşunuza gitmeyen sözler söylendiğinde de orada kalabilmektir.
Yoksa mesele “Canlı yayın olsun ama yönetmen biz olalım” meselesi mi?
SAVUNMA YAPMAK NEDEN BU KADAR ZOR?
Ekrem İmamoğlu'nun yargı sürecindeki tutumu ve savunma stratejisi de tartışılıyor.
Herkesin savunma hakkı kutsaldır. Herkes avukatlarıyla birlikte kendi hukuki yolunu belirler.
Ama siyasetin başka bir dili vardır.
Eğer hakkınızda ortaya atılan iddiaların tamamının cevabı olduğunu söylüyorsanız, kamuoyu doğal olarak şunu sorar:
O cevaplar ne zaman verilecek?
Meydanlarda konuşmak kolay.
Mikrofon sizin elinizdeyken alkış almak da kolay.
Asıl mesele, sorular karşınıza konulduğunda ne söyleyeceğinizdir.
Çünkü bazen en güçlü siyasi konuşma...
Bir mahkeme salonunda verilen net bir cevaptır.
BİR DEĞİL, ÜÇ ARAÇ... VE CEVAP BEKLEYEN SORULAR!
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında ortaya atılan iddialar gerçekten dikkat çekici.
İddiaya göre mesele tek bir araçla sınırlı değil.
Üç ayrı aracın soruşturma konusu olaylarla bağlantısı ve kimler tarafından, nasıl kullanıldığı araştırılıyor.
Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in ifadesine başvurulacağına ilişkin haberler de bu nedenle kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Elbette ortada devam eden bir soruşturma var. Kimse hakkında peşinen hüküm verilemez.
Ama soru sormak başka, hüküm vermek başka!
Ve bugün sorulması gereken sorular ortada:
Bu araçları kim kullandı? Kim tahsis etti? Kimlerin bilgisi vardı? Ve en önemlisi, bu araçların kullanımından doğan sorumluluk kime ait?
Bir araç için açıklama istersiniz...
İki araç için daha fazla soru sorarsınız...
Ama konu üç araca gelmişse, artık kamuoyu “Bir dakika!” deme hakkını kullanır.
Çünkü devletin en hassas olması gereken konularda, “Ben bilmiyordum” demek tek başına yeterli bir cevap olmayabilir.
ERDOĞAN'IN YILLAR ÖNCEKİ O SÖZÜ...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2019 yılında yaptığı bir konuşmada kullandığı sert bir ifade bugün yeniden hatırlanabilir:
Bu sözü burada herhangi bir siyasi partiyle ya da kişiyle özdeşleştirmek için söylemiyorum.
Tam tersine...
Bu sözün işaret ettiği daha büyük bir mesele var:
Terör örgütleri ve karanlık yapılanmalar söz konusu olduğunda, devletin ve siyasetin en küçük şüpheyi bile ciddiye alma zorunluluğu vardır.
Çünkü bu yapılar kapıdan “Ben geldim” diye girmez.
İlişkileri araştırılır.
Bağlantıları takip edilir.
Kim, kiminle temas halinde; hangi imkânı kim kullanıyor; hangi araç kimin elinde...
İşte bütün bunlar titizlikle sorgulanır.
Devlet ciddiyeti de tam olarak budur.
Bugün Ankara'daki soruşturma açısından da beklenti budur:
İddialar sonuna kadar araştırılsın. Varsa bağlantılar ortaya çıkarılsın. Yoksa da herkesin üzerindeki şaibe temizlensin.
Çünkü terörle ve suç örgütleriyle mücadelede “Bizimkiler” ve “sizinkiler” ayrımı yapılamaz.
Orada tek bir ölçü vardır:
Devletin güvenliği ve hukukun üstünlüğü!
Ve Erdoğan'ın yıllar önceki o sert sözü belki de tam bu nedenle hâlâ önemini koruyor:
Kim olursa olsun, hiç kimse karanlık yapıların gölgesine girmemeli; devlet de o gölgede kalan hiçbir soruyu cevapsız bırakmamalıdır.
SON SÖZ
Siyasette en tehlikeli şey soru sorulması değildir.
Asıl tehlike, soruların cevapsız bırakılmasıdır.
250 araç nerede?
“Canlı yayınlansın” diyenler neden sustu?
Mahkeme salonlarında dile getirilen iddiaların cevabı ne?
Ve Ankara'daki soruşturmada üç araçla ilgili bütün gerçekler ne zaman ortaya çıkacak?
Kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz.
Ama kimsenin de soruların arkasına saklanmasına razı değiliz.
Çünkü devletin de, siyasetin de temiz kalmasının tek yolu vardır: Her soru sorulacak, her iddia araştırılacak ve gerçek neyse ortaya çıkarılacaktır.
Gerisi laf kalabalığıdır...
Kim olursa olsun, hiç kimse karanlık yapıların gölgesine girmemeli; devlet de o gölgede kalan hiçbir soruyu cevapsız bırakmamalıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
SORULAR ÇOĞALIYOR,SESSİZLİK BÜYÜYOR
Siyasette bazen öyle gelişmeler yaşanır ki...
Bir süre önce söylenen sözler, gün gelir sahibinin karşısına dikilir.
“Şeffaflık” dersiniz, envanter sorulur.
“Canlı yayın” dersiniz, mahkeme salonu konuşulur.
“Hesap vereceğiz” dersiniz, savunma beklenir.
Ve sonra birileri çıkar, yıllar önce söylenmiş bir cümleyi hatırlatır:
“Paçalarını terör örgütlerine kaptırmış olanlar...
İşte o zaman soru daha da büyür:
Kim, kiminle yan yana? Kim neyi biliyor? Ve daha önemlisi, kim neden susuyor?
250 ARAÇ BUHAR MI OLDU?
Barış Yarkadaş'ın gündeme taşıdığı iddia gerçekten dikkat çekici.
İddiaya göre CHP'nin Özgür Özel döneminden sonra yaklaşık 250 aracı partiye teslim edilmedi ve envanterde bulunamadı. Üstelik tartışma, CHP ile Yeni Parti arasındaki ayrışmanın hemen ardından gündeme geldi. İddiaların doğruluğu elbette incelemelerle ortaya çıkacak.
Ama ortada cevap bekleyen basit bir soru var:
250 araç nerede?
Bu araçlar usulüne uygun şekilde devredildi mi?
Kimlerin kullanımındaydı?
Yeni Parti'ye giden kadroların bu konuda söyleyeceği bir şey var mı?
CHP de Yeni Parti de çıkıp belgeleri ortaya koymalı.
Çünkü kusura bakmasın kimse...
250 araç, cebinizde unutacağınız araba anahtarı değildir!
Ortada bir yanlışlık yoksa açıklamak iki dakikalık iştir.
Ama açıklama gelmezse, sorular büyür.
“TRT CANLI YAYINLASIN” DİYENLERİN SESİNE NE OLDU?
Daha düne kadar büyük bir özgüvenle konuşuyorlardı:
“Mahkemeler TRT'den canlı yayınlansın!”
Millet her şeyi görsün, duysun, kararını versin...
Peki, ne değişti?
Mahkeme salonlarında İBB ile iş yapan bazı kişilerin “Bizden para istendi” şeklindeki iddiaları kamuoyuna yansıyınca mı heyecan kaçtı? Bu iddiaların doğruluğunu elbette yargı belirleyecek.
Ama canlı yayın isteyenlere soralım:
Millet sadece sizin anlattıklarınızı mı izleyecekti?
Şeffaflık, kameranın karşısında konuşmak değildir.
Şeffaflık, kamera açıkken hoşunuza gitmeyen sözler söylendiğinde de orada kalabilmektir.
Yoksa mesele “Canlı yayın olsun ama yönetmen biz olalım” meselesi mi?
SAVUNMA YAPMAK NEDEN BU KADAR ZOR?
Ekrem İmamoğlu'nun yargı sürecindeki tutumu ve savunma stratejisi de tartışılıyor.
Herkesin savunma hakkı kutsaldır. Herkes avukatlarıyla birlikte kendi hukuki yolunu belirler.
Ama siyasetin başka bir dili vardır.
Eğer hakkınızda ortaya atılan iddiaların tamamının cevabı olduğunu söylüyorsanız, kamuoyu doğal olarak şunu sorar:
O cevaplar ne zaman verilecek?
Meydanlarda konuşmak kolay.
Mikrofon sizin elinizdeyken alkış almak da kolay.
Asıl mesele, sorular karşınıza konulduğunda ne söyleyeceğinizdir.
Çünkü bazen en güçlü siyasi konuşma...
Bir mahkeme salonunda verilen net bir cevaptır.
BİR DEĞİL, ÜÇ ARAÇ... VE CEVAP BEKLEYEN SORULAR!
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında ortaya atılan iddialar gerçekten dikkat çekici.
İddiaya göre mesele tek bir araçla sınırlı değil.
Üç ayrı aracın soruşturma konusu olaylarla bağlantısı ve kimler tarafından, nasıl kullanıldığı araştırılıyor.
Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in ifadesine başvurulacağına ilişkin haberler de bu nedenle kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Elbette ortada devam eden bir soruşturma var. Kimse hakkında peşinen hüküm verilemez.
Ama soru sormak başka, hüküm vermek başka!
Ve bugün sorulması gereken sorular ortada:
Bu araçları kim kullandı? Kim tahsis etti? Kimlerin bilgisi vardı? Ve en önemlisi, bu araçların kullanımından doğan sorumluluk kime ait?
Bir araç için açıklama istersiniz...
İki araç için daha fazla soru sorarsınız...
Ama konu üç araca gelmişse, artık kamuoyu “Bir dakika!” deme hakkını kullanır.
Çünkü devletin en hassas olması gereken konularda, “Ben bilmiyordum” demek tek başına yeterli bir cevap olmayabilir.
ERDOĞAN'IN YILLAR ÖNCEKİ O SÖZÜ...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2019 yılında yaptığı bir konuşmada kullandığı sert bir ifade bugün yeniden hatırlanabilir:
“Paçalarını terör örgütlerine kaptırmış olanlar...”
Bu sözü burada herhangi bir siyasi partiyle ya da kişiyle özdeşleştirmek için söylemiyorum.
Tam tersine...
Bu sözün işaret ettiği daha büyük bir mesele var:
Terör örgütleri ve karanlık yapılanmalar söz konusu olduğunda, devletin ve siyasetin en küçük şüpheyi bile ciddiye alma zorunluluğu vardır.
Çünkü bu yapılar kapıdan “Ben geldim” diye girmez.
İlişkileri araştırılır.
Bağlantıları takip edilir.
Kim, kiminle temas halinde; hangi imkânı kim kullanıyor; hangi araç kimin elinde...
İşte bütün bunlar titizlikle sorgulanır.
Devlet ciddiyeti de tam olarak budur.
Bugün Ankara'daki soruşturma açısından da beklenti budur:
İddialar sonuna kadar araştırılsın. Varsa bağlantılar ortaya çıkarılsın. Yoksa da herkesin üzerindeki şaibe temizlensin.
Çünkü terörle ve suç örgütleriyle mücadelede “Bizimkiler” ve “sizinkiler” ayrımı yapılamaz.
Orada tek bir ölçü vardır:
Devletin güvenliği ve hukukun üstünlüğü!
Ve Erdoğan'ın yıllar önceki o sert sözü belki de tam bu nedenle hâlâ önemini koruyor:
Kim olursa olsun, hiç kimse karanlık yapıların gölgesine girmemeli; devlet de o gölgede kalan hiçbir soruyu cevapsız bırakmamalıdır.
SON SÖZ
Siyasette en tehlikeli şey soru sorulması değildir.
Asıl tehlike, soruların cevapsız bırakılmasıdır.
250 araç nerede?
“Canlı yayınlansın” diyenler neden sustu?
Mahkeme salonlarında dile getirilen iddiaların cevabı ne?
Ve Ankara'daki soruşturmada üç araçla ilgili bütün gerçekler ne zaman ortaya çıkacak?
Kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz.
Ama kimsenin de soruların arkasına saklanmasına razı değiliz.
Çünkü devletin de, siyasetin de temiz kalmasının tek yolu vardır: Her soru sorulacak, her iddia araştırılacak ve gerçek neyse ortaya çıkarılacaktır.
Gerisi laf kalabalığıdır...
Kim olursa olsun, hiç kimse karanlık yapıların gölgesine girmemeli; devlet de o gölgede kalan hiçbir soruyu cevapsız bırakmamalıdır.