SIRA KENDİLERİNE GELİNCE

Yazının Giriş Tarihi: 05.06.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.06.2026 00:13

Siyasette insanın gerçek karakterini iktidardayken değil, hesap verme ihtimaliyle karşılaştığında görürsünüz.

Yıllarca başkaları için talep ettiği kuralları kendisi için de kabul ediyorsa ilkelidir.

Yıllarca savunduğu hukuku kendi kapısına geldiğinde de savunuyorsa samimidir.

Ama kurallar sadece rakipleri için geçerliyse, işte o zaman ortada ilke değil çıkar vardır.

Bugün Türkiye'nin önünde duran tartışma tam da budur.

Yıllardır bu millete hukuk, demokrasi ve adalet dersi vermeye çalışanlar, şimdi hukukun kendi siyasi mahallelerinin kapısını çalmasından büyük rahatsızlık duyuyor.

Daha düne kadar ekran ekran dolaşıp "Yargının üstünde hiç bir güç yoktur" diyenler, bugün aynı cümleyi kendileri için duymaya tahammül edemiyor.

Çünkü mesele hiçbir zaman hukuk olmadı.

Mesele hiçbir zaman demokrasi olmadı.

Mesele hiçbir zaman adalet olmadı.

Mesele güçtü.

Mesele ayrıcalıktı.

Mesele yıllardır oluşturulan siyasi ve ideolojik dokunulmazlık alanının korunmasıydı.

Türkiye uzun yıllar boyunca garip bir çifte standart düzeniyle karşı karşıya kaldı.

Muhafazakârlar hakkında iddialar ortaya atılır,günlerce manşetlerden düşmezdi.

Milliyetçiler ve muhafazakarlar hakkında soruşturma açılırdı, ekranlarda peşinen hükümler verilirdi.

İktidara yakın isimler hakkında en küçük bir iddia ortaya çıksa günlerce "hesap verin" çağrıları yapılırdı.

Aynı çevreler şimdi kendi siyasi alanlarına yönelen tartışmalar karşısında bir anda demokrasi ve hukuk savunucusuna dönüşüyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Bu ülkenin hukuk sistemi sadece muhafazakârlar ve milliyetçiler için mi vardı?

Yoksa CHP içerisindeki ve çevresindeki isimler de hukuk önünde diğer vatandaşlarla aynı konumda mı?

Asıl rahatsızlık işte burada başlıyor.

Çünkü Türkiye değişti.

Eski vesayet düzeni çöktü.

Milletin seçtiklerini hizaya çekmeye çalışan anlayış geriledi.

Ve ilk defa bazı çevreler kendi kurdukları söylemlerin muhatabı haline geldi.

Oysa yakın tarihe dönüp bakmak yeterli.

28 Şubat'ta bu ülkede demokrasi askıya alındı.

Milletin değerleri aşağılandı.

Başörtülü öğrenciler eğitim haklarından mahrum bırakıldı.

İmam hatiplerin önü kesildi.

İnancı nedeniyle insanlar kamu görevlerinden uzaklaştırıldı.

Binlerce aile ağır mağduriyetler yaşadı.

Peki bugün demokrasi kahramanı rolüne soyunanların ne kadarı o günlerde ses çıkardı?

Ne kadarı özgürlük dedi?

Ne kadarı hukuk dedi?

Ne kadarı mağdurların yanında durdu?

Acı gerçek şu ki önemli bir kısmı ya sustu ya da yaşananları meşrulaştırdı.

Üstelik bu milletin hafızası sadece 28 Şubat'ın mağduriyetleriyle sınırlı değildir.

Bu millet, merhum Necmettin Erbakan'ın ve onun temsil ettiği siyasi çizginin maruz kaldığı baskıları da unutmadı.

Muhafazakâr kesimin hafızasında, insanların inançlarını yaşarken karşılaştıkları zorluklara dair sayısız hatıra vardır. Merhum Erbakan'ın da çeşitli dönemlerde ibadetlerini yerine getirirken dahi güçlüklerle karşılaştığına ilişkin anlatılanlar yıllardır bu anlayışın bir parçası olarak hatırlanmaktadır.

Çünkü mesele sadece bir siyasetçinin hikâyesi değildi.

Mesele milletin değerleriyle kavga eden bir zihniyetin hikâyesiydi.

Bugün bazı çevreler geçmişte yaşananları unutturmak istiyor olabilir.

Ama millet unutmadı.

Üniversite kapılarında bekletilen gençleri unutmadı.

Katsayı mağdurlarını unutmadı.

Fişlenen insanları unutmadı.

Millî iradeye yönelen müdahaleleri unutmadı.

Ve bütün bunlar yaşanırken sessiz kalanları da unutmadı.

Bugün yükselen itirazların önemli bir kısmı hukuki değil, psikolojiktir.

Çünkü mesele yargılanmak korkusundan çok, ayrıcalık kaybetme korkusudur.

Türkiye'nin önündeki asıl soru artık şudur:

Herkes için eşit hukuk mu?

Yoksa bazı çevreler için ömür boyu siyasi imtiyaz mı?

Bu sorunun cevabını mahkemeler verecek, siyaset tartışacak, tarih yazacak.

Ama milletin vicdanı çoktan kararını vermiş görünüyor.

Halk arasında söylenen eski bir deyiş vardır:

"Yaprağı yerken 'mee', sapına gelince kıpır kıpır."

Galiba bugün yaşanan tartışmaları anlatan en kısa cümle de budur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.