Bugün İran’da, Venezuela’da, Rusya’da gördüğümüz gerilimler aslında aynı satranç tahtasının hamleleri.
Venezuela operasyonu: Bir devlet başkanını alıp götürdüler
Hatırlayın.
Bu yılın başında dünya çok ilginç bir olaya tanık oldu.
ABD güçleri Venezuela’da bir operasyon düzenledi ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalayarak ülke dışına çıkardı.
Bir düşünün.
Bir ülkenin devlet başkanı başka bir ülkenin askeri operasyonuyla alınıp götürülüyor.
Uluslararası hukuk?
Egemenlik?
Devletlerin bağımsızlığı?
Hepsi bir anda buhar oldu.
Ama asıl soru şuydu:
Maduro neden hedef oldu?
Cevap çok basit.
Petrol.
Ve o petrolün en büyük müşterisi: Çin.
İran cephesi: Aynı hikâye
Şimdi ikinci sahneye bakalım.
İran.
Yıllardır yaptırımlarla boğulan bir ülke.
Ama buna rağmen petrol satmaya devam eden bir ülke.
Kime?
Çin’e.
Yani tablo çok net.
Bir tarafta Çin’in enerji kaynakları.
Diğer tarafta Amerika’nın küresel stratejisi.
Ortadoğu’daki savaş yalnızca bir güvenlik meselesi değil.
Aynı zamanda enerji hatlarının savaşı.
Washington’unkorkusu
Gerçeği söyleyelim.
Washington’un asıl korkusu İran değil.
Asıl korku Çin.
Çünkü Çin artık sadece büyüyen bir ekonomi değil.
Çin bugün:
* dünyanın üretim merkezi
* dünyanın en büyük ihracat gücü
* dev altyapı projelerinin finansörü
Ve bu yükselişin merkezinde dev bir proje var:
KuşakveYolGirişimi.
Bu proje Asya’yı, Ortadoğu’yu ve Avrupa’yı birbirine bağlayan yeni bir ticaret yolu kurmayı hedefliyor.
Yani Çin yeni bir küresel sistem inşa ediyor.
Bu sistemin kurulması ise Washington için kabus.
İmparatorluk refleksi
Tarih boyunca gerilemeye başlayan imparatorluklar aynı refleksi gösterir.
Rakip güç yükselmeye başladığında…
Savaşlar çıkar.
Ticaret yolları kesilir.
Enerji hatları hedef alınır.
Bugün olan tam olarak budur.
Venezuela’da petrol meselesi.
İran’da enerji meselesi.
Rusya’da yaptırımlar.
Hepsi aynı stratejinin parçaları.
Ama burada Washington’un anlamadığı bir gerçek var.
İmparatorlukların sonu böyle başlar
Tarih bize çok acı bir gerçeği öğretir.
Büyük imparatorluklar güçlerini kaybetmeye başladıklarında genellikle daha agresif davranırlar.
Roma İmparatorluğu böyle çöktü.
Birleşik Krallık dünya savaşlarının yükünü taşıyamadı.
Şimdi benzer bir tablo Amerika için konuşuluyor.
Düşünün.
Afganistan.
Irak.
Ukrayna.
Ortadoğu.
Latin Amerika.
Bir süper güç aynı anda bu kadar çok cephede ne kadar dayanabilir?
Büyük paradoks
Washington bugün rakiplerini zayıflatmaya çalışıyor.
Ama farkında olmadan başka bir şey yapıyor.
Dünyayı Amerika sonrası döneme hazırlıyor.
Çünkü her kriz yeni ittifaklar doğuruyor.
Her yaptırım yeni ticaret yolları açıyor.
Her savaş yeni güç dengeleri yaratıyor.
Ortadoğu’daki patlamalara bakıp sadece bir bölgesel kriz gördüğünüzü sanıyorsanız…
Yanılıyorsunuz.
Bu kriz bir savaşın parçası.
Ama o savaş İran ile İsrail arasında değil.
O savaş 21. yüzyılın küresel liderliği için verilen mücadele.
Ve tarihin ironisi şu:
Bazen bir imparatorluk rakibini durdurmak için attığı adımlarla…
Kendisonununbaşlangıcınıyazar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
PETROL,SAVAŞ VE BÜYÜK HESAPLAŞMA
Amerika’nın Son Hamleleri Aslında Sonun Başlangıcı mı?
Ortadoğu’daki bombalara bakmayın. Haritanın tamamına bakın.
Dünya günlerdir aynı tartışmayı yapıyor.
İran vuruldu mu?
İsrail ne yapacak?
Ortadoğu’da yeni bir savaş mı başlıyor?
Bana göre çoğu yorumcu büyük resmi kaçırıyor.
Ortada sadece bir Ortadoğu krizi yok.
Ortada küresel bir güç savaşı var.
Ve bu savaşın merkezinde iki ülke bulunuyor:
Amerika Birleşik Devletleri ve Çin
Bugün İran’da, Venezuela’da, Rusya’da gördüğümüz gerilimler aslında aynı satranç tahtasının hamleleri.
Venezuela operasyonu: Bir devlet başkanını alıp götürdüler
Hatırlayın.
Bu yılın başında dünya çok ilginç bir olaya tanık oldu.
ABD güçleri Venezuela’da bir operasyon düzenledi ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalayarak ülke dışına çıkardı.
Bir düşünün.
Bir ülkenin devlet başkanı başka bir ülkenin askeri operasyonuyla alınıp götürülüyor.
Uluslararası hukuk?
Egemenlik?
Devletlerin bağımsızlığı?
Hepsi bir anda buhar oldu.
Ama asıl soru şuydu:
Maduro neden hedef oldu?
Cevap çok basit.
Petrol.
Ve o petrolün en büyük müşterisi: Çin.
İran cephesi: Aynı hikâye
Şimdi ikinci sahneye bakalım.
İran.
Yıllardır yaptırımlarla boğulan bir ülke.
Ama buna rağmen petrol satmaya devam eden bir ülke.
Kime?
Çin’e.
Yani tablo çok net.
Bir tarafta Çin’in enerji kaynakları.
Diğer tarafta Amerika’nın küresel stratejisi.
Ortadoğu’daki savaş yalnızca bir güvenlik meselesi değil.
Aynı zamanda enerji hatlarının savaşı.
Washington’un korkusu
Gerçeği söyleyelim.
Washington’un asıl korkusu İran değil.
Asıl korku Çin.
Çünkü Çin artık sadece büyüyen bir ekonomi değil.
Çin bugün:
* dünyanın üretim merkezi
* dünyanın en büyük ihracat gücü
* dev altyapı projelerinin finansörü
Ve bu yükselişin merkezinde dev bir proje var:
Kuşak ve Yol Girişimi.
Bu proje Asya’yı, Ortadoğu’yu ve Avrupa’yı birbirine bağlayan yeni bir ticaret yolu kurmayı hedefliyor.
Yani Çin yeni bir küresel sistem inşa ediyor.
Bu sistemin kurulması ise Washington için kabus.
İmparatorluk refleksi
Tarih boyunca gerilemeye başlayan imparatorluklar aynı refleksi gösterir.
Rakip güç yükselmeye başladığında…
Savaşlar çıkar.
Ticaret yolları kesilir.
Enerji hatları hedef alınır.
Bugün olan tam olarak budur.
Venezuela’da petrol meselesi.
İran’da enerji meselesi.
Rusya’da yaptırımlar.
Hepsi aynı stratejinin parçaları.
Ama burada Washington’un anlamadığı bir gerçek var.
İmparatorlukların sonu böyle başlar
Tarih bize çok acı bir gerçeği öğretir.
Büyük imparatorluklar güçlerini kaybetmeye başladıklarında genellikle daha agresif davranırlar.
Roma İmparatorluğu böyle çöktü.
Birleşik Krallık dünya savaşlarının yükünü taşıyamadı.
Şimdi benzer bir tablo Amerika için konuşuluyor.
Düşünün.
Afganistan.
Irak.
Ukrayna.
Ortadoğu.
Latin Amerika.
Bir süper güç aynı anda bu kadar çok cephede ne kadar dayanabilir?
Büyük paradoks
Washington bugün rakiplerini zayıflatmaya çalışıyor.
Ama farkında olmadan başka bir şey yapıyor.
Dünyayı Amerika sonrası döneme hazırlıyor.
Çünkü her kriz yeni ittifaklar doğuruyor.
Her yaptırım yeni ticaret yolları açıyor.
Her savaş yeni güç dengeleri yaratıyor.
Ortadoğu’daki patlamalara bakıp sadece bir bölgesel kriz gördüğünüzü sanıyorsanız…
Yanılıyorsunuz.
Bu kriz bir savaşın parçası.
Ama o savaş İran ile İsrail arasında değil.
O savaş 21. yüzyılın küresel liderliği için verilen mücadele.
Ve tarihin ironisi şu:
Bazen bir imparatorluk rakibini durdurmak için attığı adımlarla…
Kendi sonunun başlangıcını yazar.