Diyarbakır’da başlayıp Mersin–Tarsus hattına uzanan sokak hareketliliğini hâlâ “kendiliğinden tepki” diye anlatanlar, ya bu ülkenin hafızasını yok sayıyor ya da bile isteye gerçeği karartıyor. Türkiye Terörsüz Türkiye hedefine bu kadar yaklaşmışken sahaya sürülen her kalkışmanın adı aynıdır: panik.
Çünkü terör bitiyor.
Terör bitince de yıllardır onun etrafında siyaset, medya ve kariyer inşa edenlerin zemini çöküyor.
İsimleri saklamaya gerek yok.
Bu ülke kimin nerede durduğunu çok iyi biliyor.
7 Haziran 2015’e giden süreçte HDP’yi parlatan, barajın aşılmasını “demokrasi zaferi” diye pazarlayan medya hattı ortadadır. Cumhuriyet ve BirGün sayfalarını açın; PKK’nın şehir yapılanması “sivil itaatsizlik”, hendekler “öz yönetim talebi” olarak sunulmuştur. Baraj aşıldı, HDP Meclis’e sokuldu, Abdullah Öcalan’ın öz yeğeni Dilek Öcalan Meclis Başkanvekilliği koltuğuna taşındı. Sonra aynı çevreler dönüp bu devleti “teröre göz yummakla” suçladı. Bu kadar yüzsüzlük ancak arşivleri yok sayanlarda görülür.
Can Dündar’ın yazılarını açın; devlet hep sanık, terörist hep mağdurdur.
Ceyda Karan’ın köşelerine bakın; PKK’lılar “siviller”, güvenlik güçleri “fail”dir.
Murat Sabuncu’nun yönettiği çizgide Cumhuriyet, SİHA’larla etkisiz hale getirilen teröristler için “piknik yapan siviller” yalanını dolaşıma sokmuştur. O gün atılan manşetler bugün hâlâ ortadadır.
Siyaset cephesinde tablo farklı mıydı?
Hayır.
Selahattin Demirtaş’ı parlatıp Batı’ya “Türkiye’nin Mandela’sı” diye servis edenler, hendek siyaseti Meclis’te yürürken sessiz kalanlardı. Sezgin Tanrıkulu’nun “PYD terör örgütü değildir” sözü hâlâ kayıttadır. “YPG bize mi saldıracak?” diyerek Türkiye’yi küçümseyen CHP’li kurmayların demeçleri de arşivlerde duruyor.
Ve bu millet şunu da unutmadı:
Hendekler, sokak kalkışmaları ve kaos konuşulurken süreci hafife alıp “Beraber iyi salladık” diyen Şafak Pavey’i de unutmadı
Biz ne yaptık?
Biz Recep Tayyip Erdoğan’a güvendik.
Terörle arasına net mesafe koyamayan bir muhalefete değil; terörü kaynağında bitirmeye kararlı bir iradeye güvendik. Hendekler kazıldığında “uluslararası algı” masallarıyla oyalanmadık. Devlet ne yapılması gerekiyorsa yaptı. O sırada kimler “Bu suça ortak olmayacağız” bildirileriyle teröristlere kalkan olduysa, bugün de aynı isimler yeniden sahnede.
Suriye meselesinde de sicil aynıdır.
“Suriye’den bize ne?” diyenleri,
“Mülteciler defolsun” korosunu,
“Esed’le anlaşın” diye Ankara’ya ayar vermeye kalkanları bu millet not etti.
CHP heyetleri Şam yollarında dolaşırken Esed varil bombalarıyla şehirleri yıkıyordu. O gün susanlar, bugün yeni bir ajitasyon diliyle konuşuyor. 14 yıl Müslümanların katledilmesine gözlerini kapatanlar, dengeler değişince birden “insan hakları” hatırladı.
Ama Türkiye yoluna devam etti.
Bugün PKK siyaseten bitmiştir.
YPG sahada tutunamamaktadır.
PYD meşruiyetini kaybetmiştir.
ABD çekilmekte, Rusya susmaktadır.
Suriye’de yeni bir denge kurulmaktadır.
Suriyeli kardeşlerimiz ülkelerine dönmektedir.
İşte bu tablo yüzünden bugün Diyarbakır’da, Mersin’de, Tarsus’ta düğmeye basılıyor. Alan daraldıkça bağırıyorlar. Maske düştükçe provoke ediyorlar. Meşruiyet kayboldukça sokakları işaret ediyorlar.
Ama nafile.
Bu millet 6–7 Ekim’i unutmadı.
Hendekleri unutmadı.
Kimlerin hangi gün, hangi tarafta durduğunu da çok iyi biliyor.
Paniklerinin sebebi var.
Çünkü bu kez kaçacak yerleri yok
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
PANİKLERİNİN SEBEBİ VAR
Diyarbakır’da başlayıp Mersin–Tarsus hattına uzanan sokak hareketliliğini hâlâ “kendiliğinden tepki” diye anlatanlar, ya bu ülkenin hafızasını yok sayıyor ya da bile isteye gerçeği karartıyor. Türkiye Terörsüz Türkiye hedefine bu kadar yaklaşmışken sahaya sürülen her kalkışmanın adı aynıdır: panik.
Çünkü terör bitiyor.
Terör bitince de yıllardır onun etrafında siyaset, medya ve kariyer inşa edenlerin zemini çöküyor.
İsimleri saklamaya gerek yok.
Bu ülke kimin nerede durduğunu çok iyi biliyor.
7 Haziran 2015’e giden süreçte HDP’yi parlatan, barajın aşılmasını “demokrasi zaferi” diye pazarlayan medya hattı ortadadır. Cumhuriyet ve BirGün sayfalarını açın; PKK’nın şehir yapılanması “sivil itaatsizlik”, hendekler “öz yönetim talebi” olarak sunulmuştur. Baraj aşıldı, HDP Meclis’e sokuldu, Abdullah Öcalan’ın öz yeğeni Dilek Öcalan Meclis Başkanvekilliği koltuğuna taşındı. Sonra aynı çevreler dönüp bu devleti “teröre göz yummakla” suçladı. Bu kadar yüzsüzlük ancak arşivleri yok sayanlarda görülür.
Hendekler kazılırken Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de şehirler silahla kuşatılırken kimler devlette suç arıyordu?
Can Dündar’ın yazılarını açın; devlet hep sanık, terörist hep mağdurdur.
Ceyda Karan’ın köşelerine bakın; PKK’lılar “siviller”, güvenlik güçleri “fail”dir.
Murat Sabuncu’nun yönettiği çizgide Cumhuriyet, SİHA’larla etkisiz hale getirilen teröristler için “piknik yapan siviller” yalanını dolaşıma sokmuştur. O gün atılan manşetler bugün hâlâ ortadadır.
Siyaset cephesinde tablo farklı mıydı?
Hayır.
Selahattin Demirtaş’ı parlatıp Batı’ya “Türkiye’nin Mandela’sı” diye servis edenler, hendek siyaseti Meclis’te yürürken sessiz kalanlardı. Sezgin Tanrıkulu’nun “PYD terör örgütü değildir” sözü hâlâ kayıttadır. “YPG bize mi saldıracak?” diyerek Türkiye’yi küçümseyen CHP’li kurmayların demeçleri de arşivlerde duruyor.
Ve bu millet şunu da unutmadı:
Hendekler, sokak kalkışmaları ve kaos konuşulurken süreci hafife alıp “Beraber iyi salladık” diyen Şafak Pavey’i de unutmadı
Biz ne yaptık?
Biz Recep Tayyip Erdoğan’a güvendik.
Terörle arasına net mesafe koyamayan bir muhalefete değil; terörü kaynağında bitirmeye kararlı bir iradeye güvendik. Hendekler kazıldığında “uluslararası algı” masallarıyla oyalanmadık. Devlet ne yapılması gerekiyorsa yaptı. O sırada kimler “Bu suça ortak olmayacağız” bildirileriyle teröristlere kalkan olduysa, bugün de aynı isimler yeniden sahnede.
Suriye meselesinde de sicil aynıdır.
“Suriye’den bize ne?” diyenleri,
“Mülteciler defolsun” korosunu,
“Esed’le anlaşın” diye Ankara’ya ayar vermeye kalkanları bu millet not etti.
CHP heyetleri Şam yollarında dolaşırken Esed varil bombalarıyla şehirleri yıkıyordu. O gün susanlar, bugün yeni bir ajitasyon diliyle konuşuyor. 14 yıl Müslümanların katledilmesine gözlerini kapatanlar, dengeler değişince birden “insan hakları” hatırladı.
Ama Türkiye yoluna devam etti.
Bugün PKK siyaseten bitmiştir.
YPG sahada tutunamamaktadır.
PYD meşruiyetini kaybetmiştir.
ABD çekilmekte, Rusya susmaktadır.
Suriye’de yeni bir denge kurulmaktadır.
Suriyeli kardeşlerimiz ülkelerine dönmektedir.
İşte bu tablo yüzünden bugün Diyarbakır’da, Mersin’de, Tarsus’ta düğmeye basılıyor. Alan daraldıkça bağırıyorlar. Maske düştükçe provoke ediyorlar. Meşruiyet kayboldukça sokakları işaret ediyorlar.
Ama nafile.
Bu millet 6–7 Ekim’i unutmadı.
Hendekleri unutmadı.
Kimlerin hangi gün, hangi tarafta durduğunu da çok iyi biliyor.
Paniklerinin sebebi var.
Çünkü bu kez kaçacak yerleri yok