Geçtiğimiz günlerde bir sendika başkanının zorunlu din derslerinin kaldırılması yönündeki açıklamaları, eğitim tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Bu açıklamalar, ilk bakışta eğitim sistemine yönelik bir eleştiri gibi sunulsa da, aslında uzun yıllardır tekrar edilen aynı ideolojik söylemin yeni bir yansımasından ibaret görünüyor. Ne zaman Türkiye'de eğitim konuşulsa, aynı çevreler yine aynı talebi dillendiriyor: Din dersi kaldırılsın. Sanki bu ülkenin eğitimde yaşadığı bütün sorunların temelinde haftada sadece iki saat verilen din dersi varmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Peki soralım: Dünyanın hiçbir yerinde toplumun kültürel ve dini mirasını öğrenmesi bu kadar büyük bir suç gibi gösteriliyor mu? Yoksa mesele gerçekten eğitim değil de, toplumun inanç değerleriyle hesaplaşmak mı?
Bilim adına konuşanların önce tarihe bakması gerekir.
Eğer din bilimin düşmanı olsaydı, Ali Kuşçu astronomi tarihine adını nasıl yazdırdı? Takiyüddin İstanbul'da rasathane kurmayı nasıl başardı? Akşemseddin hem büyük bir mutasavvıf hem de tıp alanında çağının ötesinde fikirler ortaya koyan bir isim olmayı nasıl başardı? Molla Fenari hem din alimi hem mantık ve hukuk otoritesi olmayı nasıl başardı? Daha da önemlisi, Farabi, İbn Sina ve Biruni gibi isimler hem dini ilimlerde yetişip hem de dünya bilim tarihine yön veren eserleri nasıl ortaya koydu?
Bu gerçekler ortadayken hâlâ "din bilime engeldir" demek, tarih bilgisinden çok ideolojik ezberlerin ürünüdür.
Üstelik Türkiye'de imam hatipler dışındaki okullarda zorunlu olan ders, haftada sadece iki saatlik Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersidir. Kimseye hafızlık yaptırılmıyor, kimse din adamı olmaya zorlanmıyor. Buna rağmen yıllardır bu iki saat üzerinden koparılan fırtına, tartışmanın eğitimsel değil ideolojik olduğunu açıkça gösteriyor.
İşin ilginç tarafı şu: "Çoğulculuk" diyenler, çoğunluğun değerleri söz konusu olunca bir anda tahammülsüzleşiyor. "Farklılıklara saygı" diyenler, konu din olunca saygıyı rafa kaldırıyor. "Özgürlük" diyenler, milyonlarca ailenin çocuklarının kendi kültürünü ve inanç mirasını öğrenme talebini görmezden geliyor.
Bu nasıl bir özgürlük anlayışıdır?
İmam hatip okullarını yıllardır küçümseyenler de gerçeklerle yüzleşmek istemiyor. Bu okullardan yetişen doktorlar, mühendisler, akademisyenler, hukukçular, girişimciler, bürokratlar ve siyasetçiler ortada. Başarıyı okulun tabelası değil, öğrencinin emeği belirler. Bir okul türünü peşinen başarısız ilan etmek, önyargının en açık göstergesidir.
Kimse bilime karşı çıkmıyor. Aksine bilim, güçlü eğitimin vazgeçilmezidir. Ancak bilimi, dini ve toplumun kültürel hafızasını dışlamak için bir araç hâline getirmek de bilimsellik değildir. Bu, bilimin arkasına saklanarak ideolojik mühendislik yapmaktır.
Asıl sorun din dersi değildir. Asıl sorun, bu milletin değerleriyle sürekli kavga etmeyi "ilericilik" zanneden anlayıştır. Çünkü bu anlayışın hedefinde sadece bir ders değil, toplumun hafızası, kültürü ve kimliği vardır.
Bu ülkenin çocukları hem fiziği öğrenebilir hem inancını tanıyabilir. Hem matematikte başarılı olabilir hem ahlaki değerlerle yetişebilir. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Bilim ile dini birbirine düşman gibi göstermeye çalışanlar ise önce tarihle hesaplaşmalıdır. Çünkü tarih, ideolojik sloganlardan çok daha güçlü konuşur; gerçekler de sloganlara teslim olmaz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
MESELE EĞİTİM Mİ, İDEOLOJİ Mİ?
Geçtiğimiz günlerde bir sendika başkanının zorunlu din derslerinin kaldırılması yönündeki açıklamaları, eğitim tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Bu açıklamalar, ilk bakışta eğitim sistemine yönelik bir eleştiri gibi sunulsa da, aslında uzun yıllardır tekrar edilen aynı ideolojik söylemin yeni bir yansımasından ibaret görünüyor. Ne zaman Türkiye'de eğitim konuşulsa, aynı çevreler yine aynı talebi dillendiriyor: Din dersi kaldırılsın. Sanki bu ülkenin eğitimde yaşadığı bütün sorunların temelinde haftada sadece iki saat verilen din dersi varmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Peki soralım: Dünyanın hiçbir yerinde toplumun kültürel ve dini mirasını öğrenmesi bu kadar büyük bir suç gibi gösteriliyor mu? Yoksa mesele gerçekten eğitim değil de, toplumun inanç değerleriyle hesaplaşmak mı?
Bilim adına konuşanların önce tarihe bakması gerekir.
Eğer din bilimin düşmanı olsaydı, Ali Kuşçu astronomi tarihine adını nasıl yazdırdı? Takiyüddin İstanbul'da rasathane kurmayı nasıl başardı? Akşemseddin hem büyük bir mutasavvıf hem de tıp alanında çağının ötesinde fikirler ortaya koyan bir isim olmayı nasıl başardı? Molla Fenari hem din alimi hem mantık ve hukuk otoritesi olmayı nasıl başardı? Daha da önemlisi, Farabi, İbn Sina ve Biruni gibi isimler hem dini ilimlerde yetişip hem de dünya bilim tarihine yön veren eserleri nasıl ortaya koydu?
Bu gerçekler ortadayken hâlâ "din bilime engeldir" demek, tarih bilgisinden çok ideolojik ezberlerin ürünüdür.
Üstelik Türkiye'de imam hatipler dışındaki okullarda zorunlu olan ders, haftada sadece iki saatlik Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersidir. Kimseye hafızlık yaptırılmıyor, kimse din adamı olmaya zorlanmıyor. Buna rağmen yıllardır bu iki saat üzerinden koparılan fırtına, tartışmanın eğitimsel değil ideolojik olduğunu açıkça gösteriyor.
İşin ilginç tarafı şu: "Çoğulculuk" diyenler, çoğunluğun değerleri söz konusu olunca bir anda tahammülsüzleşiyor. "Farklılıklara saygı" diyenler, konu din olunca saygıyı rafa kaldırıyor. "Özgürlük" diyenler, milyonlarca ailenin çocuklarının kendi kültürünü ve inanç mirasını öğrenme talebini görmezden geliyor.
Bu nasıl bir özgürlük anlayışıdır?
İmam hatip okullarını yıllardır küçümseyenler de gerçeklerle yüzleşmek istemiyor. Bu okullardan yetişen doktorlar, mühendisler, akademisyenler, hukukçular, girişimciler, bürokratlar ve siyasetçiler ortada. Başarıyı okulun tabelası değil, öğrencinin emeği belirler. Bir okul türünü peşinen başarısız ilan etmek, önyargının en açık göstergesidir.
Kimse bilime karşı çıkmıyor. Aksine bilim, güçlü eğitimin vazgeçilmezidir. Ancak bilimi, dini ve toplumun kültürel hafızasını dışlamak için bir araç hâline getirmek de bilimsellik değildir. Bu, bilimin arkasına saklanarak ideolojik mühendislik yapmaktır.
Asıl sorun din dersi değildir. Asıl sorun, bu milletin değerleriyle sürekli kavga etmeyi "ilericilik" zanneden anlayıştır. Çünkü bu anlayışın hedefinde sadece bir ders değil, toplumun hafızası, kültürü ve kimliği vardır.
Bu ülkenin çocukları hem fiziği öğrenebilir hem inancını tanıyabilir. Hem matematikte başarılı olabilir hem ahlaki değerlerle yetişebilir. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Bilim ile dini birbirine düşman gibi göstermeye çalışanlar ise önce tarihle hesaplaşmalıdır. Çünkü tarih, ideolojik sloganlardan çok daha güçlü konuşur; gerçekler de sloganlara teslim olmaz.