Bir siyasetçinin kiminle nerede olduğu, özel hayatında ne yaşadığı, hangi kişisel zaafı taşıdığı benim meselem değildir.
Kim kiminle görüşmüş, kim nerede yakalanmış, kim hangi nefsani arzunun peşinden gitmiş…
Bunlar kamu vicdanının değil, kişinin kendi vicdanının, ailesinin ve nihayetinde Allah ile kendi arasındaki hesabın konusudur.
Zina varsa bunun günahı bellidir.
Onun cezasını sosyal medya mahkemeleri değil, meydanlar değil,kuldan önce Allah verir.
Ben ne bir siyasetçinin yatak odasına bakarım ne de özel hayatı üzerinden ahlak zabıtalığı yaparım.
Çünkü benim derdim başka.
Benim derdim, milletin emanet ettiği makamın nasıl kullanıldığıdır.
Mesele Bel Altı Değil, Kamu Hakkı
Asıl mesele şudur:
Eğer ortada rüşvet, iltimas, ihaleye fesat, bağış adı altında usulsüz para toplama, belediye kaynaklarının şahsi menfaat için kullanılması, fiilen çalışmayan kişilerin maaşa bağlanması, eşe dosta kadro açılması gibi ağır iddialar varsa; konuşulması gereken tek şey budur.
Bu ülkede ne zaman kamuya verilen zarar konuşulacak olsa, birileri hemen konuyu özel hayat dedikodusuna çekiyor.
Milletin cebinden çıkan para unutulsun diye magazin devreye sokuluyor.
Belden aşağı tartışmalar köpürtülüyor ki, belediye bütçesinden çıkan milyonlar görünmez hale gelsin.
Kimse kusura bakmasın…
Ben bu oyunu görüyorum.
Özel hayatı manşete taşıyıp kamu zararını dipnot haline getiren her yaklaşım, yolsuzluk iddialarının üstüne bilinçli ya da bilinçsiz şekilde perde çekmektir.
Rozetle Günah Temizlenmez
Bir başka çürüme de burada başlıyor.
Hakkında ağır şaibeler bulunan bir siyasetçiye sırf kendi siyasi mahallesinden diye sahip çıkanlar, aslında kişiyi değil çürümüş düzeni savunuyor.
Bakın bunu net söylüyorum:
Parti rozetleri, kamu hakkını temizlemez.
Sloganlar, zimmet şüphesini ortadan kaldırmaz.
Tarafgirlik, rüşvet iddiasını masumlaştırmaz.
Bir insan sırf “bizim taraftan” diye belediye bütçesine uzanan eli görmezden geliyorsa, yarın o eksilen hizmetlerden şikâyet etmeye de hakkı kalmaz.
Çünkü savunduğu şey kişi değil, doğrudan kendi cebinden eksilen paradır.
Yoldan eksilen asfalt…
Parktan eksilen yatırım…
Öğrenciden eksilen burs…
Emekliden eksilen sosyal destek…
Yoksuldan eksilen aş…
Hepsi, sorgulanmayan o düzenin sonucudur.
Özel Hayat Perde Olamaz
Tekrar altını çiziyorum:
Kimsenin özel günahı beni ilgilendirmez.
O hesabı ne ben sorarım ne sosyal medya sorar.
Kulun günahının nihai hükmünü Allah verir.
Ama kamuya verilen zarar başka bir şeydir.
O artık kişisel değil toplumsal bir vebaldir.
Bir kişinin özel hayatı kendi hanesini ilgilendirir.
Ama kamu malına verilen zarar, bir şehrin bugününü ve yarınını ilgilendirir.
İşte bu yüzden özel hayatın perde olarak kullanılmasına itiraz ediyorum.
“Kim kiminleymiş” tartışmalarıyla belediye kasasının üzeri örtülmesin.
“Kim ne yapmış” dedikodusuyla milletin hakkı unutturulmasın.
Çünkü asıl hesap oradadır.
Şimdi en sert cümleyi en sona bırakalım:
Bir siyasetçinin özel hayatındaki günahı kendisini bağlar; ama milletin emanet ettiği makamla kamuya verdiği zarar hepimizi bağlar.
Bu yüzden perdeye değil kasaya bakın.
Çünkü günah kişinin kendisini yakar.
Yolsuzluk ise bir memleketin geleceğini.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
**Kasayı Unutturan Perde**
Açık söylüyorum…
Bir siyasetçinin kiminle nerede olduğu, özel hayatında ne yaşadığı, hangi kişisel zaafı taşıdığı benim meselem değildir.
Kim kiminle görüşmüş, kim nerede yakalanmış, kim hangi nefsani arzunun peşinden gitmiş…
Bunlar kamu vicdanının değil, kişinin kendi vicdanının, ailesinin ve nihayetinde Allah ile kendi arasındaki hesabın konusudur.
Zina varsa bunun günahı bellidir.
Onun cezasını sosyal medya mahkemeleri değil, meydanlar değil,kuldan önce Allah verir.
Ben ne bir siyasetçinin yatak odasına bakarım ne de özel hayatı üzerinden ahlak zabıtalığı yaparım.
Çünkü benim derdim başka.
Benim derdim, milletin emanet ettiği makamın nasıl kullanıldığıdır.
Mesele Bel Altı Değil, Kamu Hakkı
Asıl mesele şudur:
Eğer ortada rüşvet, iltimas, ihaleye fesat, bağış adı altında usulsüz para toplama, belediye kaynaklarının şahsi menfaat için kullanılması, fiilen çalışmayan kişilerin maaşa bağlanması, eşe dosta kadro açılması gibi ağır iddialar varsa; konuşulması gereken tek şey budur.
Gerisi gündem saptırmadır.
Gerisi perdelemedir.
Gerisi cambaza baktırıp kasayı boşaltma numarasıdır.
Bu ülkede ne zaman kamuya verilen zarar konuşulacak olsa, birileri hemen konuyu özel hayat dedikodusuna çekiyor.
Milletin cebinden çıkan para unutulsun diye magazin devreye sokuluyor.
Belden aşağı tartışmalar köpürtülüyor ki, belediye bütçesinden çıkan milyonlar görünmez hale gelsin.
Kimse kusura bakmasın…
Ben bu oyunu görüyorum.
Özel hayatı manşete taşıyıp kamu zararını dipnot haline getiren her yaklaşım, yolsuzluk iddialarının üstüne bilinçli ya da bilinçsiz şekilde perde çekmektir.
Rozetle Günah Temizlenmez
Bir başka çürüme de burada başlıyor.
Hakkında ağır şaibeler bulunan bir siyasetçiye sırf kendi siyasi mahallesinden diye sahip çıkanlar, aslında kişiyi değil çürümüş düzeni savunuyor.
Bakın bunu net söylüyorum:
Parti rozetleri, kamu hakkını temizlemez.
Sloganlar, zimmet şüphesini ortadan kaldırmaz.
Tarafgirlik, rüşvet iddiasını masumlaştırmaz.
Bir insan sırf “bizim taraftan” diye belediye bütçesine uzanan eli görmezden geliyorsa, yarın o eksilen hizmetlerden şikâyet etmeye de hakkı kalmaz.
Çünkü savunduğu şey kişi değil, doğrudan kendi cebinden eksilen paradır.
Yoldan eksilen asfalt…
Parktan eksilen yatırım…
Öğrenciden eksilen burs…
Emekliden eksilen sosyal destek…
Yoksuldan eksilen aş…
Hepsi, sorgulanmayan o düzenin sonucudur.
Özel Hayat Perde Olamaz
Tekrar altını çiziyorum:
Kimsenin özel günahı beni ilgilendirmez.
O hesabı ne ben sorarım ne sosyal medya sorar.
Kulun günahının nihai hükmünü Allah verir.
Ama kamuya verilen zarar başka bir şeydir.
O artık kişisel değil toplumsal bir vebaldir.
Bir kişinin özel hayatı kendi hanesini ilgilendirir.
Ama kamu malına verilen zarar, bir şehrin bugününü ve yarınını ilgilendirir.
İşte bu yüzden özel hayatın perde olarak kullanılmasına itiraz ediyorum.
“Kim kiminleymiş” tartışmalarıyla belediye kasasının üzeri örtülmesin.
“Kim ne yapmış” dedikodusuyla milletin hakkı unutturulmasın.
Çünkü asıl hesap oradadır.
Şimdi en sert cümleyi en sona bırakalım:
Bir siyasetçinin özel hayatındaki günahı kendisini bağlar; ama milletin emanet ettiği makamla kamuya verdiği zarar hepimizi bağlar.
Bu yüzden perdeye değil kasaya bakın.
Çünkü günah kişinin kendisini yakar.
Yolsuzluk ise bir memleketin geleceğini.