Bu coğrafyada sabah atılan bir füze ile gece düşen bir füze arasında fark olmaz.
Çünkü burada patlayan her roket sadece hedef aldığı noktayı değil, bütün bölgenin dengesini sarsar.
Son günlerde İran-İsrail hattında yükselen gerilim sırasında Türkiye sınırlarına yakın bölgelere düşen füzeler ilk bakışta teknik hata gibi gösterildi.
Oysa Ortadoğu’da hiçbir füze sadece metal değildir.
Her füze bir mesajdır.
Her düşen parça yeni bir hesabın işaretidir.
Bu yüzden sorulması gereken soru şudur:
Bu füzeler gerçekten hedef şaşırdı mı,
yoksa Türkiye’yi ateşin içine çekmek isteyen daha büyük bir planın parçası mıydı?
Çünkü bölgede kurulan denklem sıradan bir kriz değil.
İran ile İsrail karşı karşıya,
Amerika sahada,
Rusya dengede,
Çin sessiz ama hesap yapan tarafta,
Avrupa ise ne yapacağını bilemez halde bekliyor.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan hiçbir gelişme sadece bölgesel değildir.
Washington kendi düzenini korumak istiyor.
Tel-Aviv güvenliğini genişletmek istiyor.
Tahran kuşatmayı kırmak istiyor.
Moskova dengeyi kendi lehine çevirmek istiyor.
Pekin ise büyüyen küresel mücadelede güç kaybetmeden alan kazanmanın hesabını yapıyor.
Böyle bir tabloda Türkiye’nin savaşın dışında kalması, bazı güçlerin asla istemeyeceği bir sonuçtur.
Türkiye savaşa girerse dengeler değişir.
Türkiye sahaya inerse hesaplar bozulur.
Türkiye karar verirse yeni bir düzen kurulur.
İşte tam da bu yüzden Türkiye’yi provoke edecek hamlelerin gelmesi kimseyi şaşırtmamalı.
Karabağ’da Türkiye’nin açık desteğiyle Azerbaycan denklemi değiştirdi, yıllarca çözülemez denilen savaş kısa sürede sonuçlandı.
Terör koridoru kurmak istediler, olmadı.
Çünkü Türkiye artık oyuna gelen değil,
oyunu okuyan bir devlettir.
Karabağ’da verilen destek sadece bir kardeşlik meselesi değildi.
O destek, Türkiye’nin sahaya girdiğinde dengelerin nasıl değiştiğinin açık göstergesiydi.
Yıllarca donmuş halde tutulan bir sorun, Türkiye’nin kararlı duruşu sayesinde çözüldü.
Bugün İran-İsrail gerilimi üzerinden kurulan büyük senaryoda Türkiye’ye biçilen rol bellidir.
Türkiye ya savaşa çekilecek,
ya içeride karıştırılacak,
ya da dışarıda yalnız bırakılacak.
Türkiye sınırına düşen füzeler işte bu yüzden sadece askeri bir olay değildir.
Bu, Türkiye’nin refleksini ölçmek isteyen bir testtir.
Bu, Ankara’yı acele karar vermeye zorlayan bir baskıdır.
Bu, Türkiye’yi savaşın tarafı haline getirmek isteyenlerin attığı riskli bir adımdır.
Ama hesaba katamadıkları bir şey var.
Türkiye artık refleksle hareket eden bir ülke değil.
Türkiye devlet aklıyla hareket eden bir ülkedir.
Ankara neyin kaza olduğunu da bilir,
neyin mesaj olduğunu da bilir,
neyin tuzak olduğunu da herkesten önce görür.
Bu devlet, büyük fırtınalar öncesinde iç cepheyi sağlam tutmayı bilen bir devlettir.
Bu millet, zor zamanlarda devletinin arkasında durmayı bilen bir millettir.
Bugün yapılmak istenen şey çok açık.
Türkiye içeride tartışsın, zayıflasın, bölünsün…
Böylece dışarıda kurulacak yeni düzende etkisiz kalsın.
Ama o dönem kapandı.
Türkiye artık ne başkasının planına figüran olur,
ne başkasının savaşına asker olur,
ne de başkasının yazdığı senaryoda rol alır.
Türkiye gerektiğinde sahaya iner,
gerektiğinde masayı kurar,
gerektiğinde oyunu bozar.
Ortadoğu’da savaş çıkarsa Türkiye seyirci olmayacak.
Masada olacak.
Sahada olacak.
Karar verenlerden olacak.
Çünkü Türkiye artık oyuna çağrılan değil,
oyunu kuran devlettir.
Ve bu yüzden…
Türkiye’yi ateşe çekmek isteyenler önce şunu bilmek zorundadır:
Bu devlet paniklemez.
Bu devlet tuzağa düşmez.
Bu devlet ne zaman konuşacağını da
ne zaman susacağını da
ne zaman hamle yapacağını da
herkesten iyi bilir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
KARABAĞ'DAN ORTADOĞUYA
MASA KURAN TÜRKİYEYİ ATEŞE ÇEKME PLANLARI
Ortadoğu’da artık saatlerin önemi yok.
Bu coğrafyada sabah atılan bir füze ile gece düşen bir füze arasında fark olmaz.
Çünkü burada patlayan her roket sadece hedef aldığı noktayı değil, bütün bölgenin dengesini sarsar.
Son günlerde İran-İsrail hattında yükselen gerilim sırasında Türkiye sınırlarına yakın bölgelere düşen füzeler ilk bakışta teknik hata gibi gösterildi.
Oysa Ortadoğu’da hiçbir füze sadece metal değildir.
Her füze bir mesajdır.
Her düşen parça yeni bir hesabın işaretidir.
Bu yüzden sorulması gereken soru şudur:
Bu füzeler gerçekten hedef şaşırdı mı,
yoksa Türkiye’yi ateşin içine çekmek isteyen daha büyük bir planın parçası mıydı?
Çünkü bölgede kurulan denklem sıradan bir kriz değil.
İran ile İsrail karşı karşıya,
Amerika sahada,
Rusya dengede,
Çin sessiz ama hesap yapan tarafta,
Avrupa ise ne yapacağını bilemez halde bekliyor.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan hiçbir gelişme sadece bölgesel değildir.
Washington kendi düzenini korumak istiyor.
Tel-Aviv güvenliğini genişletmek istiyor.
Tahran kuşatmayı kırmak istiyor.
Moskova dengeyi kendi lehine çevirmek istiyor.
Pekin ise büyüyen küresel mücadelede güç kaybetmeden alan kazanmanın hesabını yapıyor.
Böyle bir tabloda Türkiye’nin savaşın dışında kalması, bazı güçlerin asla istemeyeceği bir sonuçtur.
Türkiye savaşa girerse dengeler değişir.
Türkiye sahaya inerse hesaplar bozulur.
Türkiye karar verirse yeni bir düzen kurulur.
İşte tam da bu yüzden Türkiye’yi provoke edecek hamlelerin gelmesi kimseyi şaşırtmamalı.
Son yıllarda yaşananlara bakın.
Suriye’de Türkiye’yi batağa çekmek istediler, olmadı.
Doğu Akdeniz’de sıkıştırmak istediler, olmadı.
Karabağ’da Türkiye’nin açık desteğiyle Azerbaycan denklemi değiştirdi, yıllarca çözülemez denilen savaş kısa sürede sonuçlandı.
Terör koridoru kurmak istediler, olmadı.
Çünkü Türkiye artık oyuna gelen değil,
oyunu okuyan bir devlettir.
Karabağ’da verilen destek sadece bir kardeşlik meselesi değildi.
O destek, Türkiye’nin sahaya girdiğinde dengelerin nasıl değiştiğinin açık göstergesiydi.
Yıllarca donmuş halde tutulan bir sorun, Türkiye’nin kararlı duruşu sayesinde çözüldü.
Bugün İran-İsrail gerilimi üzerinden kurulan büyük senaryoda Türkiye’ye biçilen rol bellidir.
Türkiye ya savaşa çekilecek,
ya içeride karıştırılacak,
ya da dışarıda yalnız bırakılacak.
Türkiye sınırına düşen füzeler işte bu yüzden sadece askeri bir olay değildir.
Bu, Türkiye’nin refleksini ölçmek isteyen bir testtir.
Bu, Ankara’yı acele karar vermeye zorlayan bir baskıdır.
Bu, Türkiye’yi savaşın tarafı haline getirmek isteyenlerin attığı riskli bir adımdır.
Ama hesaba katamadıkları bir şey var.
Türkiye artık refleksle hareket eden bir ülke değil.
Türkiye devlet aklıyla hareket eden bir ülkedir.
Ankara neyin kaza olduğunu da bilir,
neyin mesaj olduğunu da bilir,
neyin tuzak olduğunu da herkesten önce görür.
Bu devlet, büyük fırtınalar öncesinde iç cepheyi sağlam tutmayı bilen bir devlettir.
Bu millet, zor zamanlarda devletinin arkasında durmayı bilen bir millettir.
Bugün yapılmak istenen şey çok açık.
Türkiye içeride tartışsın, zayıflasın, bölünsün…
Böylece dışarıda kurulacak yeni düzende etkisiz kalsın.
Ama o dönem kapandı.
Türkiye artık ne başkasının planına figüran olur,
ne başkasının savaşına asker olur,
ne de başkasının yazdığı senaryoda rol alır.
Türkiye gerektiğinde sahaya iner,
gerektiğinde masayı kurar,
gerektiğinde oyunu bozar.
Ortadoğu’da savaş çıkarsa Türkiye seyirci olmayacak.
Masada olacak.
Sahada olacak.
Karar verenlerden olacak.
Çünkü Türkiye artık oyuna çağrılan değil,
oyunu kuran devlettir.
Ve bu yüzden…
Türkiye’yi ateşe çekmek isteyenler önce şunu bilmek zorundadır:
Bu devlet paniklemez.
Bu devlet tuzağa düşmez.
Bu devlet ne zaman konuşacağını da
ne zaman susacağını da
ne zaman hamle yapacağını da
herkesten iyi bilir.