Türkiye, 4 Kasım 2002 sabahına uyandığında sadece bir seçim sonucunu değil, aslında bir zihniyet devriminin ilk adımlarını selamlıyordu. Dile kolay, tam 24 yıl... Yollar, tüneller, köprüler, İHA’lar, SİHA’lar ve her şehre yayılan üniversitelerle örülü devasa bir hizmet destanı yazıldı. Bu başarı hikâyesinin altında yatan yegâne gerçek ise Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın o meşhur vatan sevdası ve millete hizmet aşkıdır. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu muazzam hizmet külliyatının yanına yeni ve daha yakıcı bir başlık eklememiz gerekiyor:
Ekonomi Siyaseti.
Hizmet Tamam, Sıra Cüzdanda!
Halkımız feraset sahibidir; yapılan barajı, uçurulan yerli uçağı görür, alkışlar ve hakkını teslim eder. Lakin tencere kaynamaya başladığında, o devasa yatırımlar gündelik hayatın telaşı içinde maalesef birer "normal" haline dönüşür. Pandeminin küresel etkileri, ardından gelen ve "asrın felaketi" olarak kayıtlara geçen 6 Şubat depremleri... Üstüne bir de etrafımızdaki ateş çemberi, savaşlar ve göç dalgaları eklenince, dünya ekonomisiyle birlikte biz de ciddi bir türbülanstan geçiyoruz.
Burada asıl mesele şudur: AK Parti’nin kalesi olan, her daim arkasında duran o samimi kitle; yani işçi, emekli ve asgari ücretli kardeşlerimiz bu fırtınadan en çok etkilenen kesim oldu. İşte tam da bu noktada sormak lazım: *"Hizmet siyaseti iktidarda kalmak için yeterlimi?"* Elbette vizyon katar, gelecek için umut olur ama ocağın tütmesi için ekonomi siyasetinin direksiyonuna asılmak şarttır.
Savunma Sanayii Kadar Güçlü Bir Mutfak Ekonomisi
Vatandaşın penceresinden baktığımızda tablo net: Millet hizmete doydu, Ak Partiye güven tam yine yaparsa reis yapar,yaparsa Ak Parti yapar.
Ama vatandaş artık birazda cüzdanını düşünüyor.
AK Parti’nin bugün yapması gereken en hayati hamle, bugüne kadar betonla, demirle, çelikle kurduğu o büyük Türkiye temelinin üzerine, vatandaşın alım gücünü koruyacak çelikten bir ekonomik zırh örmektir.
Siyasetin matematiği bellidir; halk, sofrasındaki ekmeğin küçülüp küçülmediğine bakar. Eğer biz İHA’larımızı gökyüzünde süzdürürken, emeklimizin pazar filesindeki eksikliği gideremezsek, o muazzam hizmet siyaseti sandıkta "ekonomi siyasetinin" gölgesinde kalır.
Sonuç olarak;
24 yıllık tecrübe, AK Parti’ye en zor zamanlarda bile ayağa kalkma kabiliyeti vermiştir. Şimdi vites yükseltme zamanıdır. Hizmet siyasetinin şanlı tarihini cebimize koyup, tüm enerjiyi orta ve düşük gelirli vatandaşın refahına, piyasanın ateşini düşürmeye ve mutfaktaki yangını söndürmeye harcamalıyız.
Unutulmamalıdır ki; yollar yürümekle aşınmaz ama gönül köprüleri ancak refah ve adil paylaşımla ayakta kalır. Gün, milletin sadece duasını değil, rızkını da koruma günüdür!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
HİZMET SİYASETİNDEN GÖNÜL KÖPRÜSÜNE
Milleti Sofrada Yakalamak Şart!
Türkiye, 4 Kasım 2002 sabahına uyandığında sadece bir seçim sonucunu değil, aslında bir zihniyet devriminin ilk adımlarını selamlıyordu. Dile kolay, tam 24 yıl... Yollar, tüneller, köprüler, İHA’lar, SİHA’lar ve her şehre yayılan üniversitelerle örülü devasa bir hizmet destanı yazıldı. Bu başarı hikâyesinin altında yatan yegâne gerçek ise Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın o meşhur vatan sevdası ve millete hizmet aşkıdır. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu muazzam hizmet külliyatının yanına yeni ve daha yakıcı bir başlık eklememiz gerekiyor:
Ekonomi Siyaseti.
Hizmet Tamam, Sıra Cüzdanda!
Halkımız feraset sahibidir; yapılan barajı, uçurulan yerli uçağı görür, alkışlar ve hakkını teslim eder. Lakin tencere kaynamaya başladığında, o devasa yatırımlar gündelik hayatın telaşı içinde maalesef birer "normal" haline dönüşür. Pandeminin küresel etkileri, ardından gelen ve "asrın felaketi" olarak kayıtlara geçen 6 Şubat depremleri... Üstüne bir de etrafımızdaki ateş çemberi, savaşlar ve göç dalgaları eklenince, dünya ekonomisiyle birlikte biz de ciddi bir türbülanstan geçiyoruz.
Burada asıl mesele şudur: AK Parti’nin kalesi olan, her daim arkasında duran o samimi kitle; yani işçi, emekli ve asgari ücretli kardeşlerimiz bu fırtınadan en çok etkilenen kesim oldu. İşte tam da bu noktada sormak lazım: *"Hizmet siyaseti iktidarda kalmak için yeterlimi?"* Elbette vizyon katar, gelecek için umut olur ama ocağın tütmesi için ekonomi siyasetinin direksiyonuna asılmak şarttır.
Savunma Sanayii Kadar Güçlü Bir Mutfak Ekonomisi
Vatandaşın penceresinden baktığımızda tablo net: Millet hizmete doydu, Ak Partiye güven tam yine yaparsa reis yapar,yaparsa Ak Parti yapar.
Ama vatandaş artık birazda cüzdanını düşünüyor.
AK Parti’nin bugün yapması gereken en hayati hamle, bugüne kadar betonla, demirle, çelikle kurduğu o büyük Türkiye temelinin üzerine, vatandaşın alım gücünü koruyacak çelikten bir ekonomik zırh örmektir.
Siyasetin matematiği bellidir; halk, sofrasındaki ekmeğin küçülüp küçülmediğine bakar. Eğer biz İHA’larımızı gökyüzünde süzdürürken, emeklimizin pazar filesindeki eksikliği gideremezsek, o muazzam hizmet siyaseti sandıkta "ekonomi siyasetinin" gölgesinde kalır.
Sonuç olarak;
24 yıllık tecrübe, AK Parti’ye en zor zamanlarda bile ayağa kalkma kabiliyeti vermiştir. Şimdi vites yükseltme zamanıdır. Hizmet siyasetinin şanlı tarihini cebimize koyup, tüm enerjiyi orta ve düşük gelirli vatandaşın refahına, piyasanın ateşini düşürmeye ve mutfaktaki yangını söndürmeye harcamalıyız.
Unutulmamalıdır ki; yollar yürümekle aşınmaz ama gönül köprüleri ancak refah ve adil paylaşımla ayakta kalır. Gün, milletin sadece duasını değil, rızkını da koruma günüdür!