(Bir gazetecinin gözünden genel kurul oyunu,MİZAH İÇERİR)
NOT: Yazımızın gerçek ve tüzel kişiler ile uzaktan yakından alakası yoktur. :) :)
Adımın önünde “gazeteci” yazıyor ama kendimi daha çok dedektif gibi hissediyorum.
Olağanüstü genel kurulun yapıldığı o büyük salonun önüne geldiğimde, içeride demokrasinin konuşulacağını sanmıştım.
Meğer içeride konuşan şey zarf olmuş, para olmuş, vaat olmuş… Demokrasi ise kapıdan girmeden geri dönmüş.
Genel Kurul Salonuna adımımı atmamla birlikte burnuma tanıdık bir koku geldi.
Parfüm değil bu; ihtiras, panik ve rüşvetin karışımı. Hani bazı kokular vardır ya, geçmiş seçimlerin başarısızlığı veya gelecek seçimlerin umutsuzluğu gibi... İşte öyle bir şey.
Kuliste tanıdık bir yüz beni selamladı: yılların delegesi, "DELEGATOR EFENDİ"
Elinde bir çanta, yüzünde gizemli bir tebessüm. Göz kırptı. “Siz yazarsınız şimdi bunu, gazeteci bey,” dedi, “ama yazsanız da bir şey değişmez.”
İçeri geçtim, sıralar dolmuş. Herkes sözde heyecanlı. Oysa herkes sonucun ne olacağını biliyor. Seçilecek isim belli. Oyun çoktan yazılmış, bu sadece sahne provası.
Sandıklar kuruldu, oylar verildi… ama en büyük alkış, oy kullanmadan önce zarflarını “karıştıran” delegelere geldi. Ne oy'du o, ne performanstı!
Tam Oscar’lık!
Ve sahneye sonunda genel başkan çıktı. Daha doğrusu, çıkarıldı. Herkes alkışladı ama gözler bir başka yere kaydı:
Arka sıralarda oturan o büyükşehir belediye başkanına. Perde arkasındaki esas güç. Parti içindeki herkes biliyor: O istemeseydi, bu seçim olmazdı. O istemeseydi, bu genel başkan seçilemezdi.
O an fark ettim... Biz burada bir siyaset mücadelesi izlemiyoruz. Bu bir üst düzey kadro ataması. Parti içinde liyakat değil, sadakat geçerli. Sandık formalite, sonuç katalogdan seçilmiş gibi.
Toplantı bittiğinde, yine Delegator Efendi geldi yanıma. “Ne yazacaksın gazeteci?” diye sordu.
“Yine yazarsın özgürlük, demokrasi falan... Ama boşuna. Biz artık ‘kurultay ekonomisi’yle yönetiliyoruz.”
Gülümsedim. “Yazacağım,” dedim. “Hem de kelimesi kelimesine. Belki sen değiştiremezsin ama biri okur da utanır.”
O gitti, ben kaldım. Not defterime şu cümleyi yazdım:
“Rüşvetle gelen merdivenden hızla kayar.”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
HİSSELİ HARİKALAR KUMPANYASI
Genel Kurul Tiyatrosu Gururla Sunar
(Bir gazetecinin gözünden genel kurul oyunu,MİZAH İÇERİR)
NOT: Yazımızın gerçek ve tüzel kişiler ile uzaktan yakından alakası yoktur. :) :)
Adımın önünde “gazeteci” yazıyor ama kendimi daha çok dedektif gibi hissediyorum.
Olağanüstü genel kurulun yapıldığı o büyük salonun önüne geldiğimde, içeride demokrasinin konuşulacağını sanmıştım.
Meğer içeride konuşan şey zarf olmuş, para olmuş, vaat olmuş… Demokrasi ise kapıdan girmeden geri dönmüş.
Genel Kurul Salonuna adımımı atmamla birlikte burnuma tanıdık bir koku geldi.
Parfüm değil bu; ihtiras, panik ve rüşvetin karışımı. Hani bazı kokular vardır ya, geçmiş seçimlerin başarısızlığı veya gelecek seçimlerin umutsuzluğu gibi... İşte öyle bir şey.
Kuliste tanıdık bir yüz beni selamladı: yılların delegesi, "DELEGATOR EFENDİ"
Elinde bir çanta, yüzünde gizemli bir tebessüm. Göz kırptı. “Siz yazarsınız şimdi bunu, gazeteci bey,” dedi, “ama yazsanız da bir şey değişmez.”
İçeri geçtim, sıralar dolmuş. Herkes sözde heyecanlı. Oysa herkes sonucun ne olacağını biliyor. Seçilecek isim belli. Oyun çoktan yazılmış, bu sadece sahne provası.
Sandıklar kuruldu, oylar verildi… ama en büyük alkış, oy kullanmadan önce zarflarını “karıştıran” delegelere geldi. Ne oy'du o, ne performanstı!
Tam Oscar’lık!
Ve sahneye sonunda genel başkan çıktı. Daha doğrusu, çıkarıldı. Herkes alkışladı ama gözler bir başka yere kaydı:
Arka sıralarda oturan o büyükşehir belediye başkanına. Perde arkasındaki esas güç. Parti içindeki herkes biliyor: O istemeseydi, bu seçim olmazdı. O istemeseydi, bu genel başkan seçilemezdi.
O an fark ettim... Biz burada bir siyaset mücadelesi izlemiyoruz. Bu bir üst düzey kadro ataması. Parti içinde liyakat değil, sadakat geçerli. Sandık formalite, sonuç katalogdan seçilmiş gibi.
Toplantı bittiğinde, yine Delegator Efendi geldi yanıma. “Ne yazacaksın gazeteci?” diye sordu.
“Yine yazarsın özgürlük, demokrasi falan... Ama boşuna. Biz artık ‘kurultay ekonomisi’yle yönetiliyoruz.”
Gülümsedim. “Yazacağım,” dedim. “Hem de kelimesi kelimesine. Belki sen değiştiremezsin ama biri okur da utanır.”
O gitti, ben kaldım. Not defterime şu cümleyi yazdım:
“Rüşvetle gelen merdivenden hızla kayar.”