Son günlerde Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) üzerinden yapılan tartışmalar, ülkemizde iyi niyetli her çabanın nasıl siyasete alet edildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bazı siyasilerin hükümeti çocuk katili olmakla suçlayan açıklamaları, vicdanlı bir duruş olmaktan ziyade siyasi bir istismar çabası olarak okunmalıdır.
Burada sorulması gereken esas soru şudur: Bugün MESEM sistemi üzerinden çocukları savunduğunu iddia edenler, aylardır Gazze’de hunharca katledilen çocuklar için neden tek bir söz etmiyor?
MESEM’leri hedef alanlar, İsrail’in bombalarıyla can veren bebeklerin adını neden bir kez dahi anmıyor?
İşte burada samimiyet testinden geçemeyen bir vicdanla karşı karşıyayız.
Oysa MESEM’ler, çocuklarımızı mesleksizliğe, umutsuzluğa, işsizliğe mahkûm etmek istemeyen bir sistemin ürünüdür. Gençlerimizin erken yaşta bir meslek edinmesini, üretime katılmasını ve kendi ayakları üzerinde durabilmesini amaçlar. Hükümetin bu konudaki politikaları sayesinde binlerce öğrenci, iş yerlerinde deneyim kazanmakta, devletin sağladığı desteklerle sigortalı çalışmakta ve geleceğe umutla bakmaktadır.
Ülkemizdeki MESEM’lerin Avrupa’da bir çok ülkede örnekleri vardır;
Almanya – Duale Ausbildung (Çift Sistem):
Almanya, bu modelin en gelişmiş örneklerinden biridir. Öğrenciler haftada 3-4 gün işletmelerde çalışır, geri kalan zamanda meslek okuluna giderler. Hem ücret alırlar hem de mezuniyet sonrası iş bulma şansları yüksektir.
İsviçre – Berufslehre Sistemi: Öğrenciler üç yıl süren mesleki eğitim boyunca hem çalışır hem okur. Eğitim sonunda ulusal düzeyde geçerli bir diploma alırlar.
Avusturya:Almanya’ya benzer bir sistem vardır.
Hollanda – MBO Sistemi:
Orta düzey mesleki eğitim (MBO), hem okul içi (bolümde eğitim) hem de işletmede eğitim seçeneklerini kapsar. Öğrenciler eğitimlerini teorik ve uygulamalı olarak tamamlar.
Finlandiya:
Mesleki eğitim, genel lise eğitimi kadar saygındır. Öğrenciler istedikleri zaman meslek eğitimi alabilir, üniversiteye geçişleri engellenmez.
Ve bu sistemler ülkenin gelişmesi kalkınması için üretimin önemini ortaya koyar. Üretecek kalifiye personeliniz yoksa her şeyi farklı ülkelerden ithal etmek zorunda kalır üreten değil tüketen bir toplum olarak yaşamaya devam edersiniz.
Elbette eksikler olabilir, gelişime açık noktalar vardır. Ancak bu sistemin amacı çocuklara zarar vermek değil, onları hayata hazırlamaktır. Asıl mesele, yapılan her olumlu adımı baltalamaya çalışan ideolojik yaklaşımlardır.
Filistin’de hayatını kaybeden çocuklara gözlerini kapatıp, kendi ülkesindeki gençlere umut olan bir sistemi karalamaya çalışanlara vicdanı olan herkesin “DUR” demesi gerekir. Çünkü gerçek duyarlılık, siyasi çıkarlarla değil, insani değerlerle ölçülür.
Bugün MESEM’ler sayesinde gençlerimiz meslek sahibi oluyor, üretime katılıyor, geleceğini kendi elleriyle inşa ediyor. Bu çabayı gölgelemeye çalışanların derdi çocuklar değil; iktidara karşı geliştirdikleri sistematik düşmanlıktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
Gerçek Hassasiyet Neredeyse Vicdan Oradadır
Gerçek Hassasiyet Neredeyse, Vicdan Oradadır
Burada sorulması gereken esas soru şudur: Bugün MESEM sistemi üzerinden çocukları savunduğunu iddia edenler, aylardır Gazze’de hunharca katledilen çocuklar için neden tek bir söz etmiyor?
MESEM’leri hedef alanlar, İsrail’in bombalarıyla can veren bebeklerin adını neden bir kez dahi anmıyor?
İşte burada samimiyet testinden geçemeyen bir vicdanla karşı karşıyayız.
Oysa MESEM’ler, çocuklarımızı mesleksizliğe, umutsuzluğa, işsizliğe mahkûm etmek istemeyen bir sistemin ürünüdür. Gençlerimizin erken yaşta bir meslek edinmesini, üretime katılmasını ve kendi ayakları üzerinde durabilmesini amaçlar. Hükümetin bu konudaki politikaları sayesinde binlerce öğrenci, iş yerlerinde deneyim kazanmakta, devletin sağladığı desteklerle sigortalı çalışmakta ve geleceğe umutla bakmaktadır.
Ülkemizdeki MESEM’lerin Avrupa’da bir çok ülkede örnekleri vardır;
Almanya – Duale Ausbildung (Çift Sistem):
Almanya, bu modelin en gelişmiş örneklerinden biridir. Öğrenciler haftada 3-4 gün işletmelerde çalışır, geri kalan zamanda meslek okuluna giderler. Hem ücret alırlar hem de mezuniyet sonrası iş bulma şansları yüksektir.
İsviçre – Berufslehre Sistemi: Öğrenciler üç yıl süren mesleki eğitim boyunca hem çalışır hem okur. Eğitim sonunda ulusal düzeyde geçerli bir diploma alırlar.
Avusturya:Almanya’ya benzer bir sistem vardır.
Hollanda – MBO Sistemi:
Orta düzey mesleki eğitim (MBO), hem okul içi (bolümde eğitim) hem de işletmede eğitim seçeneklerini kapsar. Öğrenciler eğitimlerini teorik ve uygulamalı olarak tamamlar.
Finlandiya:
Mesleki eğitim, genel lise eğitimi kadar saygındır. Öğrenciler istedikleri zaman meslek eğitimi alabilir, üniversiteye geçişleri engellenmez.
Ve bu sistemler ülkenin gelişmesi kalkınması için üretimin önemini ortaya koyar. Üretecek kalifiye personeliniz yoksa her şeyi farklı ülkelerden ithal etmek zorunda kalır üreten değil tüketen bir toplum olarak yaşamaya devam edersiniz.
Elbette eksikler olabilir, gelişime açık noktalar vardır. Ancak bu sistemin amacı çocuklara zarar vermek değil, onları hayata hazırlamaktır. Asıl mesele, yapılan her olumlu adımı baltalamaya çalışan ideolojik yaklaşımlardır.
Filistin’de hayatını kaybeden çocuklara gözlerini kapatıp, kendi ülkesindeki gençlere umut olan bir sistemi karalamaya çalışanlara vicdanı olan herkesin “DUR” demesi gerekir. Çünkü gerçek duyarlılık, siyasi çıkarlarla değil, insani değerlerle ölçülür.
Bugün MESEM’ler sayesinde gençlerimiz meslek sahibi oluyor, üretime katılıyor, geleceğini kendi elleriyle inşa ediyor. Bu çabayı gölgelemeye çalışanların derdi çocuklar değil; iktidara karşı geliştirdikleri sistematik düşmanlıktır.