Venezuela’da yaşananlar bir “ülke hikâyesi” değildir.
Bu, güçlünün hukuku, petrolün ahlakı, emperyalizmin yüzüdür.
Bugün adı Venezuela, dün Irak’tı.
Yarın adının ne olacağını sanıyorsunuz?
ABD’nin Venezuela’ya yönelik operasyonları, devlet başkanı Maduro’ya dönük hamleler, “demokrasi”, “hukuk” ya da “insan hakları” kılıfında anlatılıyor. Ama artık kimse bu masallara inanmıyor. Çünkü bu filmin senaryosunu dünya çok iyi biliyor:
➡️ Önce enerji çöker
➡️ Sonra haberleşme susturulur
➡️ Ardından devlet felç edilir
➡️ En sonunda “kurtarıcı” postallarla gelir
Hedef bellidir:
Yeraltı kaynakları.
Petrol, gaz, altın, lityum…
Yani milletlerin alın teri, geleceği, bağımsızlığı
Venezuela’nın suçu neydi?
Kendi petrolüne sahip çıkmak.
Kendi yolunu çizmek.
Kendi başkanını seçmek.
İşte bu yüzden bugün Venezuela’ya “hukuk” sopası gösteriliyor.
Mahkemeler, yaptırımlar, operasyonlar…
Hepsi aynı zincirin halkaları.
Ama asıl ibret alınması gereken yer şurasıdır:
Bu tür operasyonlar içeriden destek olmadan yapılamaz.
Ne dört helikopterle, ne kırk helikopterle
Devletin içine sızmadan,
bürokrasiyi gevşetmeden,
toplumu bölmeden
hiçbir ülke diz çöktürülemez.
Bunu Türkiye çok iyi bilir.
15 Temmuz gecesi bu topraklarda da aynı senaryo sahnelendi.
Elektrik, iletişim, hava sahası, kurumlar…
Ama bir şey hesap edilemedi:
Bu millet.
Tankların önüne yatan,
kurşuna yürüyen,
bayrağını yere düşürmeyen bir millet.
O gece bir kez daha görüldü ki:
Devlet sadece binalardan ibaret değildir.
Devlet, millet ayakta kaldığı sürece yaşar.
Bugün bazıları hâlâ şunu söylüyor:
“Gitsin de ne olursa olsun.”
İşte en büyük tehlike budur.
Devletsiz özgürlük olmaz.
Savunmasız demokrasi olmaz.
Güçsüz egemenlik olmaz.
Türkiye’nin savunma sanayinde attığı her adım,
enerjide, haberleşmede, altyapıda “yerli ve milli” ısrarı
boşuna değildir.
Bu bir siyasi tercih değil,
bir hayatta kalma meselesidir.
Venezuela’ya bakın ve şunu sorun kendinize:
Eğer halk devletine sahip çıkmazsa,
eğer millet başkanını yalnız bırakırsa,
eğer içeriden çürümeye göz yumulursa
sonuç ne olur?
Cevabı açık:
Sürüklenme.
Parçalanma.
Sömürülme.
Ama şunu da herkes bilsin:
Bu topraklar sıradan bir coğrafya değildir.
Bu millet sıradan bir millet değildir.
Rize’nin Ardeşen’inden yükselen o söz, aslında bir milletin özetidir:
“Değil dört helikopter, elli helikopterle gelseniz bu memlekette kaymakamın ayakkabısını bile alamazsınız.”
Bu bir meydan okumadır.
Bu bir hafızadır.
Bu, Çanakkale’dir.
Bu, İstiklal Harbi’dir.
Bu, 15 Temmuz’dur.
Türkiye’nin geleceği;
birlikte durabildiği sürece güvendedir.
Bugün Venezuela’da karartılan şey sadece elektrik değildir.
Bir ülkenin iradesidir.
Ve Türkiye için asıl soru şudur:
Biz irademize sahip çıkıyor muyuz?
Kadim Türk milleti, tarih boyunca boyun eğmedi.
Bugün de eğmeyecektir.
Ama uyanık olmak şartıyla.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
BUGÜN VENEZUELA, YARIN KİM?
Venezuela’da yaşananlar bir “ülke hikâyesi” değildir.
Bu, güçlünün hukuku, petrolün ahlakı, emperyalizmin yüzüdür.
Bugün adı Venezuela, dün Irak’tı.
Yarın adının ne olacağını sanıyorsunuz?
ABD’nin Venezuela’ya yönelik operasyonları, devlet başkanı Maduro’ya dönük hamleler, “demokrasi”, “hukuk” ya da “insan hakları” kılıfında anlatılıyor. Ama artık kimse bu masallara inanmıyor. Çünkü bu filmin senaryosunu dünya çok iyi biliyor:
➡️ Önce enerji çöker
➡️ Sonra haberleşme susturulur
➡️ Ardından devlet felç edilir
➡️ En sonunda “kurtarıcı” postallarla gelir
Hedef bellidir:
Yeraltı kaynakları.
Petrol, gaz, altın, lityum…
Yani milletlerin alın teri, geleceği, bağımsızlığı
Venezuela’nın suçu neydi?
Kendi petrolüne sahip çıkmak.
Kendi yolunu çizmek.
Kendi başkanını seçmek.
İşte bu yüzden bugün Venezuela’ya “hukuk” sopası gösteriliyor.
Mahkemeler, yaptırımlar, operasyonlar…
Hepsi aynı zincirin halkaları.
Ama asıl ibret alınması gereken yer şurasıdır:
Bu tür operasyonlar içeriden destek olmadan yapılamaz.
Ne dört helikopterle, ne kırk helikopterle
Devletin içine sızmadan,
bürokrasiyi gevşetmeden,
toplumu bölmeden
hiçbir ülke diz çöktürülemez.
Bunu Türkiye çok iyi bilir.
15 Temmuz gecesi bu topraklarda da aynı senaryo sahnelendi.
Elektrik, iletişim, hava sahası, kurumlar…
Ama bir şey hesap edilemedi:
Bu millet.
Tankların önüne yatan,
kurşuna yürüyen,
bayrağını yere düşürmeyen bir millet.
O gece bir kez daha görüldü ki:
Devlet sadece binalardan ibaret değildir.
Devlet, millet ayakta kaldığı sürece yaşar.
Bugün bazıları hâlâ şunu söylüyor:
“Gitsin de ne olursa olsun.”
İşte en büyük tehlike budur.
Devletsiz özgürlük olmaz.
Savunmasız demokrasi olmaz.
Güçsüz egemenlik olmaz.
Türkiye’nin savunma sanayinde attığı her adım,
enerjide, haberleşmede, altyapıda “yerli ve milli” ısrarı
boşuna değildir.
Bu bir siyasi tercih değil,
bir hayatta kalma meselesidir.
Venezuela’ya bakın ve şunu sorun kendinize:
Eğer halk devletine sahip çıkmazsa,
eğer millet başkanını yalnız bırakırsa,
eğer içeriden çürümeye göz yumulursa
sonuç ne olur?
Cevabı açık:
Sürüklenme.
Parçalanma.
Sömürülme.
Ama şunu da herkes bilsin:
Bu topraklar sıradan bir coğrafya değildir.
Bu millet sıradan bir millet değildir.
Rize’nin Ardeşen’inden yükselen o söz, aslında bir milletin özetidir:
“Değil dört helikopter, elli helikopterle gelseniz bu memlekette kaymakamın ayakkabısını bile alamazsınız.”
Bu bir meydan okumadır.
Bu bir hafızadır.
Bu, Çanakkale’dir.
Bu, İstiklal Harbi’dir.
Bu, 15 Temmuz’dur.
Türkiye’nin geleceği;
birlikte durabildiği sürece güvendedir.
Bugün Venezuela’da karartılan şey sadece elektrik değildir.
Bir ülkenin iradesidir.
Ve Türkiye için asıl soru şudur:
Biz irademize sahip çıkıyor muyuz?
Kadim Türk milleti, tarih boyunca boyun eğmedi.
Bugün de eğmeyecektir.
Ama uyanık olmak şartıyla.