BU KADARINI SÜLÜN OSMAN BİLE DÜŞÜNEMEZDİ!

Yazının Giriş Tarihi: 25.09.2026 20:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.09.2026 20:08

Şimdi ortalıkta bir “fon mağdurları” korosu dolaşıyor.

“Paramızı devlet versin!”

“Biz mağduruz!”

“Devlet nerede?”

Bir dakika kardeşim!

Aklımızla dalga geçmeyin!

Parasını yüksek getirili fonlara kaptıran herkesi daha işin ne olduğu tam ortaya çıkmadan “mağdur” diye paketleyip önümüze koymayın.

Bunlar yatırım yaparken risk yok muydu?

Getiri yükselirken kimse “Aman devlet beni korusun” demiyordu.

Piyasada borsa vardı, altın vardı, döviz vardı, gayrimenkul vardı. Bunların hepsinde dönem dönem ciddi kazançlar elde edildi.

Ama yetmedi.

Göz daha yükseğe dikildi.

“Şu fon çok kazandırıyor.”

“Bunun getirisi uçuyor.”

“Millet parasını katlıyor.”

İşte orada açgözlülük devreye girdi.

Daha çok, daha hızlı, daha garanti!

Sonra işler tersine dönünce aynı insanlar bir anda mağdur oluverdi.

Kazanırken yatırımcı…

Kaybedince mağdur!

Yok kardeşim!

Böyle bir dünya yok.

Sen kazancına ortak aramadıysan, zararına da ortak aramayacaksın.

SÜLÜN OSMAN'IN KÖPRÜSÜNDEN DEVLETİN KASASINA GEÇİŞ YOK!

Sülün Osman'ı bilirsiniz.

Kendisine ait olmayan Galata Köprüsü'nü, saat kulelerini ve başka kamu mallarını insanlara kiraladığı anlatılır.

Ama Sülün Osman hikâyelerinin asıl komik tarafı başka.

Kendisine atfedilen meşhur sözlerden biri şöyle:

“Ben gariban kimseyi dolandırmadım.

Benim dolandırdıklarım aslında beni dolandırmaya çalışıyordu.”

Şimdi şu hikâyeye bakın…

Adam olmayan şeyi satıyor.

Karşısındaki de “Ucuza kapattım, köşeyi döneceğim” diye seviniyor.

Bugün isimler değişti, yöntemler değişti, teknoloji değişti.

Ama kolay para hırsı aynı.

Dün Galata Köprüsü vardı.

Bugün yüksek getiri vaadi var.

Dün “köprüyü kiraladım” diyen vardı.

Bugün “fon beni yaktı” diyen var.

Elbette gerçekten dolandırılan varsa hakkını arayacak. Suç varsa suçlu bulunacak. Denetim ihmali varsa hesabı sorulacak.

Ama yatırım riskini alıp sonra faturayı devletin önüne koymak başka bir şey.

Devlet yatırımcının babasının oğlu değil.

KAZANIRKEN ASLAN, KAYBEDİNCE MAĞDUR!

Asıl mesele burada.

Kazanırken:

“Ben piyasayı biliyorum.”

“Ben fırsatı yakaladım.”

“Millet parasını bankada bekletiyor.”

Kaybedince:

“Bizi kandırdılar.”

“Devlet neden görmedi?”

“Paramızı devlet versin.”

Yahu kardeşim!

Sen kendi paranla risk aldın.

Devlet senin kazancını cebine koymadı.

O zaman zararını da devletin kasasına koyamazsın.

Hem yüksek getiri isteyeceksin hem yüksek riskten kaçacaksın.

Hem kimseye danışmadan karar vereceksin hem de sonuç kötü çıkınca “Ben mağdurum” diye ortalığı ayağa kaldıracaksın.

Bu yatırımcılık değil.

Bu, kaybedince sorumluluğu başkasının üzerine yıkma alışkanlığıdır.

BEDAVA PEYNİR FARE KAPANINDA OLUR!

Bunu çocuk bile bilir.

Bedava peynir fare kapanında olur.

Piyasada birileri sana olağanüstü kazanç vaat ediyorsa, önce “Ben ne kazanacağım?” diye değil, “Bunun bedeli ne?" diye soracaksın.

Çünkü kolay para diye bir şey yoktur.

Kolay para hikâyesi vardır.

Ve o hikâyenin sonunda çoğu zaman birileri kazanırken birileri faturayı öder.

Ama o faturanın adresi devletin kasası değildir.

Gerçekten dolandırılan varsa sonuna kadar hakkını arasın.

Gerçekten suç işleyen varsa cezasını çeksin.

Gerçekten görevini yapmayan varsa hesabını versin.

Ama kimse kusura bakmasın:

Yüksek kazanç uğruna yüksek risk alıp, kaybedince devleti kefil yapmaya kalkmayın.

Devletin kasası kimsenin yatırım kumbarası değildir.

Kâr seninse, zarar da senin.

Kazanırken “benim param” deyip, kaybedince “devletin parası” diyorsan…

Kusura bakma kardeşim.

Sen mağduriyet aramıyorsun. Sana zararını ödeyecek birini arıyorsun.

Ve bunun adı yatırımcılık değil.

Sülün Osman'ın köprüsünden geçip devletin kasasına gişe kurmaya çalışmaktır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.