Siyasette bazı vedalar vardır ki aslında vedadan çok bir işarettir. Bir kapı kapanır gibi görünür ama aslında başka bir kapı aralanır. Sayın Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklama tam da böyle okunmalıdır.
“Bakanlıktanayrıldımamasiyasettenayrılmadım.”
Bu cümle sıradan bir ifade değil; tecrübeyle yoğrulmuş bir siyasi iradenin, yoluna devam edeceğinin ilanıdır. Çünkü Yılmaz Tunç için siyaset bir makam meselesi değil, bir dava ve hizmet meselesidir.
Bartın’ın yetiştirdiği, beş dönem milletvekilliği yapmış, Meclis kürsüsünü, komisyon odalarını, kanun tekliflerinin mutfağını iyi bilen bir isimden söz ediyoruz. TBMM’de geçirdiği uzun yıllar boyunca sadece el kaldırıp indiren değil; müzakere eden, hazırlayan, takip eden, sonuç alan bir profil çizdi. Şehrine kazandırdığı yatırımlar, Bartın’ın çehresini değiştiren projeler, Ankara-Bartın hattında kurduğu güçlü köprü hafızalardadır.
Adalet Bakanlığı dönemi ise başlı başına ayrı bir başlık. Reform iradesi, yargı süreçlerinin hızlandırılması, insan hakları vurgusu, mevzuat çalışmalarındaki teknik hâkimiyeti… Uluslararası platformlarda Türkiye’nin tezlerini savunurken kullandığı hukuk dili, sadece iç politikaya değil dış kamuoyuna da mesaj niteliğindeydi. “Hukukun üstünlüğü” vurgusunu retorik değil, reform metinleri üzerinden kurdu.
Devlet adamlığı tam da burada başlar. Sert rüzgârlarda savrulmadan, siyasi polemiklerin ötesinde kurumsal çizgiyi koruyarak yürüyebilmek… Tunç’un duruşu bu anlamda parti-devlet koordinasyonunu bilen, devlet ciddiyetini önceleyen bir çizgiye oturuyor.
Pekibundansonra?
Bu bir geri çekilme değil. Bilakis, yeni bir konumlanma, yeni bir başlangıç.
TBMM Başkanlığı mı? Meclis tecrübesi, usul bilgisi ve uzlaştırıcı diliyle teknik olarak neden olmasın? Böyle bir görev, parti üstü bir profil gerektirir. Tunç’un müzakere kültürü buna yabancı değil.
Anayasa Komisyonu Başkanlığı mı? Belki de en güçlü ihtimallerden biri. Hukukçu kimliği, mevzuat hâkimiyeti ve parti içi güven zemini düşünüldüğünde, özellikle yeni anayasa tartışmalarının yoğunlaşacağı bir dönemde etkili bir rol üstlenebilir.
Uluslararası hat? Avrupa Konseyi Daimi Temsilciliği ya da benzeri bir diplomatik görev… Reform anlatımı yapabilen, Türkiye’nin hukuk tezlerini savunma pratiği olan bir isim için gerçekçi bir senaryo. Savunmacı değil, anlatıcı bir hukuk diliyle Türkiye’nin pozisyonunu aktarma kapasitesi yüksek.
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde hukuk politikaları danışmanlığı ya da parti içinde stratejik bir görev de ihtimal dahilinde.
Ancak hangi başlık konuşulursa konuşulsun, asıl mesele şu: Yılmaz Tunç siyasetin dışında değil. Bu bir final değil, yeni bir fasıl.
Siyasette kalıcı olan makam değil, bıraktığınız izdir. Bartın’a kazandırılan hizmetler, Türkiye genelinde yürütülen reform çalışmaları, devlet ciddiyetini önceleyen üslup… Bunlar kolay silinmez.
Milli ve manevi değerleri önceleyen, tevazu ile çalışan, polemikle değil dosya ile konuşan bir profil olarak Tunç’un siyasi yürüyüşü büyük ihtimalle yeni bir kulvarda devam edecek. Eğer yeni görevinde dengeleyici ve uzlaştırıcı rol üstlenirse, kariyer grafiği aşağı değil yukarı evrilecektir.
Özetle; görev değişti ama istikamet değişmedi.
Bu vesileyle Bartın’ımıza ve ülkemize uzun yıllar hizmet etmiş Sayın Yılmaz Tunç’a gönülden teşekkür ediyorum. Sadece kendisine değil, birlikte yol yürüdüğü, emek veren kıymetli danışmanları Selim Çetinkaya ve Muammer Coşkun Beylere de teşekkür ediyorum.
Rabbim yollarını açık, hizmetlerini daim eylesin.
Çünkü bazı yürüyüşler makamla başlamaz, makamla bitmez. Bu da onlardan biri.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
BU BİR VEDA DEĞİL,YENİ BİR BAŞLANGIÇ
Siyasette bazı vedalar vardır ki aslında vedadan çok bir işarettir. Bir kapı kapanır gibi görünür ama aslında başka bir kapı aralanır. Sayın Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklama tam da böyle okunmalıdır.
“Bakanlıktan ayrıldım ama siyasetten ayrılmadım.”
Bu cümle sıradan bir ifade değil; tecrübeyle yoğrulmuş bir siyasi iradenin, yoluna devam edeceğinin ilanıdır. Çünkü Yılmaz Tunç için siyaset bir makam meselesi değil, bir dava ve hizmet meselesidir.
Bartın’ın yetiştirdiği, beş dönem milletvekilliği yapmış, Meclis kürsüsünü, komisyon odalarını, kanun tekliflerinin mutfağını iyi bilen bir isimden söz ediyoruz. TBMM’de geçirdiği uzun yıllar boyunca sadece el kaldırıp indiren değil; müzakere eden, hazırlayan, takip eden, sonuç alan bir profil çizdi. Şehrine kazandırdığı yatırımlar, Bartın’ın çehresini değiştiren projeler, Ankara-Bartın hattında kurduğu güçlü köprü hafızalardadır.
Adalet Bakanlığı dönemi ise başlı başına ayrı bir başlık. Reform iradesi, yargı süreçlerinin hızlandırılması, insan hakları vurgusu, mevzuat çalışmalarındaki teknik hâkimiyeti… Uluslararası platformlarda Türkiye’nin tezlerini savunurken kullandığı hukuk dili, sadece iç politikaya değil dış kamuoyuna da mesaj niteliğindeydi. “Hukukun üstünlüğü” vurgusunu retorik değil, reform metinleri üzerinden kurdu.
Devlet adamlığı tam da burada başlar. Sert rüzgârlarda savrulmadan, siyasi polemiklerin ötesinde kurumsal çizgiyi koruyarak yürüyebilmek… Tunç’un duruşu bu anlamda parti-devlet koordinasyonunu bilen, devlet ciddiyetini önceleyen bir çizgiye oturuyor.
Peki bundan sonra?
Bu bir geri çekilme değil. Bilakis, yeni bir konumlanma, yeni bir başlangıç.
TBMM Başkanlığı mı? Meclis tecrübesi, usul bilgisi ve uzlaştırıcı diliyle teknik olarak neden olmasın? Böyle bir görev, parti üstü bir profil gerektirir. Tunç’un müzakere kültürü buna yabancı değil.
Anayasa Komisyonu Başkanlığı mı? Belki de en güçlü ihtimallerden biri. Hukukçu kimliği, mevzuat hâkimiyeti ve parti içi güven zemini düşünüldüğünde, özellikle yeni anayasa tartışmalarının yoğunlaşacağı bir dönemde etkili bir rol üstlenebilir.
Uluslararası hat? Avrupa Konseyi Daimi Temsilciliği ya da benzeri bir diplomatik görev… Reform anlatımı yapabilen, Türkiye’nin hukuk tezlerini savunma pratiği olan bir isim için gerçekçi bir senaryo. Savunmacı değil, anlatıcı bir hukuk diliyle Türkiye’nin pozisyonunu aktarma kapasitesi yüksek.
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde hukuk politikaları danışmanlığı ya da parti içinde stratejik bir görev de ihtimal dahilinde.
Ancak hangi başlık konuşulursa konuşulsun, asıl mesele şu: Yılmaz Tunç siyasetin dışında değil. Bu bir final değil, yeni bir fasıl.
Siyasette kalıcı olan makam değil, bıraktığınız izdir. Bartın’a kazandırılan hizmetler, Türkiye genelinde yürütülen reform çalışmaları, devlet ciddiyetini önceleyen üslup… Bunlar kolay silinmez.
Milli ve manevi değerleri önceleyen, tevazu ile çalışan, polemikle değil dosya ile konuşan bir profil olarak Tunç’un siyasi yürüyüşü büyük ihtimalle yeni bir kulvarda devam edecek. Eğer yeni görevinde dengeleyici ve uzlaştırıcı rol üstlenirse, kariyer grafiği aşağı değil yukarı evrilecektir.
Özetle; görev değişti ama istikamet değişmedi.
Bu vesileyle Bartın’ımıza ve ülkemize uzun yıllar hizmet etmiş Sayın Yılmaz Tunç’a gönülden teşekkür ediyorum. Sadece kendisine değil, birlikte yol yürüdüğü, emek veren kıymetli danışmanları Selim Çetinkaya ve Muammer Coşkun Beylere de teşekkür ediyorum.
Rabbim yollarını açık, hizmetlerini daim eylesin.
Çünkü bazı yürüyüşler makamla başlamaz, makamla bitmez. Bu da onlardan biri.