Dün Ankara'da ortaya çıkan tablo, aslında CHP'de uzun zamandır devam eden tartışmaların adeta fotoğrafıydı.
Aynı partinin mensupları olduklarını söyleyenler...
Aynı siyasi gelenekten geldiklerini iddia edenler...
Aynı hedefe yürüdüklerini ifade edenler...
Ama iki ayrı meydan.
İki ayrı kalabalık.
İki ayrı siyasi fotoğraf.
Bir tarafta Türk bayrakları ve CHP bayraklarıyla alanları dolduranlar...
Diğer tarafta çeşitli sol örgütlerin bayrak ve flamalarının gölgesinde toplananlar...
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Hangisi gerçek CHP?
Hangisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurucu kimliğini temsil ediyor?
Hangisi Atatürk'ün emanetine sahip çıktığını iddia ediyor?
Daha vahimi ise şu...
Bu soruların cevabı konusunda CHP'lilerin kendi arasında bile bir mutabakat bulunmuyor.
Bugün yaşananlar sıradan bir genel başkanlık yarışı değildir.
Mesele bir koltuk meselesi de değildir.
Mesele, CHP'nin ne olduğu ve ne olmak istediği meselesidir.
Çünkü Ankara'da ortaya çıkan görüntü, yalnızca iki ayrı siyasi grubun değil, iki farklı CHP anlayışının karşı karşıya geldiğini gösteriyordu.
Bir tarafta milli kimliği, devlet geleneğini, Cumhuriyet'in kurucu felsefesini ve milletin ortak değerlerini merkeze alan bir anlayış...
Diğer tarafta ise CHP'nin tarihsel çizgisinden uzaklaştığını düşünenlerin eleştirdiği farklı ideolojik kümelenmeler...
İşte tam da bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu'nun son dönemde yaptığı açıklamalar yeniden anlam kazanıyor.
Yıllardır CHP içerisinde bazı yapıların etkili olduğu yönündeki iddialar dile getiriliyordu.
Bu iddiaları ortaya atanlar kimi zaman dışlanıyor, kimi zaman komplo teorisyeni ilan ediliyordu.
Ancak bugün Ankara'da ortaya çıkan tablo, Kılıçdaroğlu'nun "özür" başlığı altında yaptığı açıklamaların neden bu kadar yankı uyandırdığını gösteriyor.
İsim vermedi.
Detay paylaşmadı.
Kimseyi doğrudan hedef göstermedi.
Ancak kullandığı ifadeler, CHP içerisinde uzun yıllardır konuşulan bazı tartışmaların yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
Özellikle de farklı sol örgütlerin bayrak ve flamalarının gölgesinde gerçekleştirilen miting görüntüleri, Kılıçdaroğlu'nun işaret ettiği sorunların kamuoyu nezdinde daha fazla sorgulanmasına yol açtı.
Çünkü bir siyasi partinin hangi çizgide durduğu sadece yaptığı açıklamalarla değil, ortaya koyduğu siyasi görüntüyle de anlaşılır.
Taşıdığı bayraklarla...
Yan yana durduğu yapılarla...
Verdiği mesajlarla...
Oluşturduğu siyasi atmosferle...
Türkiye'nin ana muhalefet partisinin merkezinde; milli birlik, devletin bekası, milletin ortak değerleri, Cumhuriyet'in kurucu ruhu ve toplumsal bütünleşme anlayışı bulunmalıdır.
Toplumun geniş kesimlerini buluşturacak olan da budur.
Ancak bugün CHP'nin karşı karşıya olduğu tablo, birleştirmekten çok ayrışmayı; ortak hedeflerden çok iç mücadeleyi; siyasi vizyondan çok hizip savaşlarını öne çıkarıyor.
Dahası ortada alışılmış bir genel başkanlık yarışı da yok.
Bir tarafta şaibeli olduğu yönünde tartışmaların yaşandığı bir kurultayın sonucunda genel başkanlık koltuğuna oturan bir isim...
Diğer tarafta mahkeme kararıyla yeniden genel başkanlık sıfatını kazandığını savunan eski bir genel başkan...
İkisi de meşruiyet iddiasında bulunuyor.
İkisi de partiyi temsil ettiğini söylüyor.
İkisi de CHP'nin geleceği adına konuşuyor.
Peki hangisi doğru?
Partinin üyeleri bile bu sorunun cevabında birleşemezken, Türkiye'nin geleceği konusunda nasıl ortak bir vizyon ortaya koyacaklar?
İşte vatandaşın zihnindeki asıl soru budur.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun son açıklamaları da bu nedenle sıradan bir siyasi konuşma olarak görülemez.
Eğer ima ettiği konuların arkasında somut bilgi ve belgeler varsa, bunların yalnızca siyasi kürsülerde dillendirilmesi değil, ilgili kurumlarla paylaşılması da gerekir.
Çünkü iddialar büyüdükçe sorumluluk da büyür.
Sorular çoğaldıkça kamuoyunun beklentisi de artar.
Sessizlik uzadıkça merak daha da derinleşir.
Türkiye'nin güçlü bir iktidara ihtiyacı olduğu kadar güçlü ve sağlıklı bir muhalefete de ihtiyacı vardır.
Ancak güçlü muhalefet, önce kendi kimliğinden emin olan muhalefettir.
Kendi liderinin kim olduğunu tartışmayan...
Kendi siyasi rotasını belirlemiş olan...
Milletin ortak değerleri etrafında birleşebilen...
Ve toplumun tamamına güven verebilen bir muhalefet...
Bugün Ankara'da gördüğümüz fotoğraf ise maalesef bunun tam tersini gösteriyordu.
Bir araç var.
Direksiyonun başına kimin geçeceği belli değil.
Ön koltukta kavga var.
Arka koltukta hesaplaşma var.
Yol haritası konusunda mutabakat yok.
İstikamet tartışmalı.
Ama direksiyona geçmek isteyen çok.
Sonra dönüp millete, "Bizi ülkenin direksiyonuna oturtun" diyorlar.
Millet ise haklı olarak şu soruyu soruyor:
Kendi partisinin istikametini belirleyemeyenler, Türkiye'ye nasıl istikamet çizecek?
Ankara'daki manzara işte tam olarak bunu anlatıyordu.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
BAYRAK'LARIN ANLATTIĞI GERÇEK
Dün Ankara'da ortaya çıkan tablo, aslında CHP'de uzun zamandır devam eden tartışmaların adeta fotoğrafıydı.
Aynı partinin mensupları olduklarını söyleyenler...
Aynı siyasi gelenekten geldiklerini iddia edenler...
Aynı hedefe yürüdüklerini ifade edenler...
Ama iki ayrı meydan.
İki ayrı kalabalık.
İki ayrı siyasi fotoğraf.
Bir tarafta Türk bayrakları ve CHP bayraklarıyla alanları dolduranlar...
Diğer tarafta çeşitli sol örgütlerin bayrak ve flamalarının gölgesinde toplananlar...
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Hangisi gerçek CHP?
Hangisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurucu kimliğini temsil ediyor?
Hangisi Atatürk'ün emanetine sahip çıktığını iddia ediyor?
Daha vahimi ise şu...
Bu soruların cevabı konusunda CHP'lilerin kendi arasında bile bir mutabakat bulunmuyor.
Bugün yaşananlar sıradan bir genel başkanlık yarışı değildir.
Mesele bir koltuk meselesi de değildir.
Mesele, CHP'nin ne olduğu ve ne olmak istediği meselesidir.
Çünkü Ankara'da ortaya çıkan görüntü, yalnızca iki ayrı siyasi grubun değil, iki farklı CHP anlayışının karşı karşıya geldiğini gösteriyordu.
Bir tarafta milli kimliği, devlet geleneğini, Cumhuriyet'in kurucu felsefesini ve milletin ortak değerlerini merkeze alan bir anlayış...
Diğer tarafta ise CHP'nin tarihsel çizgisinden uzaklaştığını düşünenlerin eleştirdiği farklı ideolojik kümelenmeler...
İşte tam da bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu'nun son dönemde yaptığı açıklamalar yeniden anlam kazanıyor.
Yıllardır CHP içerisinde bazı yapıların etkili olduğu yönündeki iddialar dile getiriliyordu.
Bu iddiaları ortaya atanlar kimi zaman dışlanıyor, kimi zaman komplo teorisyeni ilan ediliyordu.
Ancak bugün Ankara'da ortaya çıkan tablo, Kılıçdaroğlu'nun "özür" başlığı altında yaptığı açıklamaların neden bu kadar yankı uyandırdığını gösteriyor.
İsim vermedi.
Detay paylaşmadı.
Kimseyi doğrudan hedef göstermedi.
Ancak kullandığı ifadeler, CHP içerisinde uzun yıllardır konuşulan bazı tartışmaların yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
Özellikle de farklı sol örgütlerin bayrak ve flamalarının gölgesinde gerçekleştirilen miting görüntüleri, Kılıçdaroğlu'nun işaret ettiği sorunların kamuoyu nezdinde daha fazla sorgulanmasına yol açtı.
Çünkü bir siyasi partinin hangi çizgide durduğu sadece yaptığı açıklamalarla değil, ortaya koyduğu siyasi görüntüyle de anlaşılır.
Taşıdığı bayraklarla...
Yan yana durduğu yapılarla...
Verdiği mesajlarla...
Oluşturduğu siyasi atmosferle...
Türkiye'nin ana muhalefet partisinin merkezinde; milli birlik, devletin bekası, milletin ortak değerleri, Cumhuriyet'in kurucu ruhu ve toplumsal bütünleşme anlayışı bulunmalıdır.
Toplumun geniş kesimlerini buluşturacak olan da budur.
Ancak bugün CHP'nin karşı karşıya olduğu tablo, birleştirmekten çok ayrışmayı; ortak hedeflerden çok iç mücadeleyi; siyasi vizyondan çok hizip savaşlarını öne çıkarıyor.
Dahası ortada alışılmış bir genel başkanlık yarışı da yok.
Bir tarafta şaibeli olduğu yönünde tartışmaların yaşandığı bir kurultayın sonucunda genel başkanlık koltuğuna oturan bir isim...
Diğer tarafta mahkeme kararıyla yeniden genel başkanlık sıfatını kazandığını savunan eski bir genel başkan...
İkisi de meşruiyet iddiasında bulunuyor.
İkisi de partiyi temsil ettiğini söylüyor.
İkisi de CHP'nin geleceği adına konuşuyor.
Peki hangisi doğru?
Partinin üyeleri bile bu sorunun cevabında birleşemezken, Türkiye'nin geleceği konusunda nasıl ortak bir vizyon ortaya koyacaklar?
İşte vatandaşın zihnindeki asıl soru budur.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun son açıklamaları da bu nedenle sıradan bir siyasi konuşma olarak görülemez.
Eğer ima ettiği konuların arkasında somut bilgi ve belgeler varsa, bunların yalnızca siyasi kürsülerde dillendirilmesi değil, ilgili kurumlarla paylaşılması da gerekir.
Çünkü iddialar büyüdükçe sorumluluk da büyür.
Sorular çoğaldıkça kamuoyunun beklentisi de artar.
Sessizlik uzadıkça merak daha da derinleşir.
Türkiye'nin güçlü bir iktidara ihtiyacı olduğu kadar güçlü ve sağlıklı bir muhalefete de ihtiyacı vardır.
Ancak güçlü muhalefet, önce kendi kimliğinden emin olan muhalefettir.
Kendi liderinin kim olduğunu tartışmayan...
Kendi siyasi rotasını belirlemiş olan...
Milletin ortak değerleri etrafında birleşebilen...
Ve toplumun tamamına güven verebilen bir muhalefet...
Bugün Ankara'da gördüğümüz fotoğraf ise maalesef bunun tam tersini gösteriyordu.
Bir araç var.
Direksiyonun başına kimin geçeceği belli değil.
Ön koltukta kavga var.
Arka koltukta hesaplaşma var.
Yol haritası konusunda mutabakat yok.
İstikamet tartışmalı.
Ama direksiyona geçmek isteyen çok.
Sonra dönüp millete, "Bizi ülkenin direksiyonuna oturtun" diyorlar.
Millet ise haklı olarak şu soruyu soruyor:
Kendi partisinin istikametini belirleyemeyenler, Türkiye'ye nasıl istikamet çizecek?
Ankara'daki manzara işte tam olarak bunu anlatıyordu.