Tarih boyunca devletleri yıkan şey yalnızca savaşlar olmamıştır.
Bazen bir kurşunun yapamadığını bir algı yapmıştır.
Bazen bir ordunun başaramadığını, zihinlere işlenen güvensizlik başarmıştır.
Çünkü bir milleti ayakta tutan sadece sınırları değildir.
Devletine duyduğu güvendir.
İşte bu yüzden, her büyük felaketin ardından ilk hedefe konulan şey enkaz değil, devletin itibarı olur.
Önce "Devlet nerede?" denir.
Sonra "Kurumlar yetersiz." denir.
Ardından birkaç isim parlatılır.
Bir süre sonra öyle bir tablo çizilir ki, sanki koskoca Türkiye Cumhuriyeti birkaç sosyal medya hesabından, birkaç canlı yayından ve birkaç popüler isimden ibaretmiş gibi bir hava oluşturulur.
Asıl tehlike tam da budur.
Çünkü devleti küçülten her söylem, farkında olsun ya da olmasın, toplumsal güveni de küçültür.
Devleti itibarsızlaştırırken şahısları büyüten anlayış, günü geldiğinde büyüttüğü şahısların gölgesinde kalmaya mahkûmdur.
Bugün deprem dönemine ilişkin tartışmalar yeniden gündemde.
Haluk Levent, AHBAP, Babala TV ve Oğuzhan Uğur'un isimleri de bu tartışmaların içinde yer alıyor. Kamuoyunda farklı iddialar, farklı açıklamalar ve farklı değerlendirmeler yapılıyor. Bu tartışmaların sonucunu elbette hukuk ve resmi süreçler belirleyecektir.
Fakat tartışmanın ötesinde görmemiz gereken daha büyük bir fotoğraf var.
Sorun yalnızca isimler değildir.
Sorun, bu ülkede insanların kurumları sorgusuz sualsiz eleştirirken şahısları sorgulamaktan çekinmesidir.
Hiç kimse bir tartışmanın parçası olmak için değil, bir yarayı sarmak için elini cebine attı.
İşte bu yüzden bugün sorulan her soru değerlidir.
Çünkü emanet söz konusu olduğunda sessizlik değil, açıklık esastır.
İkinci Baraj milletin güvenini kullanarak yalan söylemler geliştirip sosyal medya videoları çekerek temiz Türk halkının halisane duygularını sömürüp cebindekini son kuruşuna kadar alan yalanlar ile örülmüş bir baraj ve artık...
O baraj patlamak üzere...
Kahraman Üretme Fabrikası
Bu ülkede birilerini kahraman yapmak çok kolaydır.
Birkaç gün alkış yeter.
Birkaç manşet yeter.
Birkaç viral paylaşım yeter.
Sonra o isimlerin etrafına öyle kalın bir dokunulmazlık duvarı örülür ki, soru sormak bile suç gibi gösterilir.
İşte asıl yanlış budur.
Demokrasilerde hiç kimse alkışla dokunulmaz hâle gelmez.
Hiçbir sempati, hesap vermenin alternatifi değildir.
Hiçbir popülerlik, şeffaflığın yerine geçmez.
Rahmetli Uğur Mumcu'ya atfedilen şu söz, yıllar sonra bile aynı uyarıyı yapıyor:
**"Banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takarlar."**
Bu söz, isimler üzerinden değil, bir zihniyet üzerinden okunmalıdır.
Çünkü hiçbir sembol...
Hiçbir slogan...
Hiçbir ideolojik etiket...
Hiç kimseyi eleştiriden muaf kılmaz.
Milletin emaneti söz konusu olduğunda tek ölçü vardır:
Hesap verebilirlik.
Türkiye'nin geleceği, kişilere duyulan hayranlık üzerine değil; güçlü kurumlar, sağduyu ve sorgulayan bir toplum üzerine inşa edilir.
Çünkü alkış geçicidir.
Algı geçicidir.
Gündem geçicidir.
Ama devlet kalıcıdır.
Ve millet adına verilen her emanetin hesabı, eninde sonunda yine millete verilir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özcan Şeker
AHBAP ÇAVUŞ İLİŞKİSİ
Tarih boyunca devletleri yıkan şey yalnızca savaşlar olmamıştır.
Bazen bir kurşunun yapamadığını bir algı yapmıştır.
Bazen bir ordunun başaramadığını, zihinlere işlenen güvensizlik başarmıştır.
Çünkü bir milleti ayakta tutan sadece sınırları değildir.
Devletine duyduğu güvendir.
İşte bu yüzden, her büyük felaketin ardından ilk hedefe konulan şey enkaz değil, devletin itibarı olur.
Önce "Devlet nerede?" denir.
Sonra "Kurumlar yetersiz." denir.
Ardından birkaç isim parlatılır.
Bir süre sonra öyle bir tablo çizilir ki, sanki koskoca Türkiye Cumhuriyeti birkaç sosyal medya hesabından, birkaç canlı yayından ve birkaç popüler isimden ibaretmiş gibi bir hava oluşturulur.
Asıl tehlike tam da budur.
Çünkü devleti küçülten her söylem, farkında olsun ya da olmasın, toplumsal güveni de küçültür.
Devleti itibarsızlaştırırken şahısları büyüten anlayış, günü geldiğinde büyüttüğü şahısların gölgesinde kalmaya mahkûmdur.
Bugün deprem dönemine ilişkin tartışmalar yeniden gündemde.
Haluk Levent, AHBAP, Babala TV ve Oğuzhan Uğur'un isimleri de bu tartışmaların içinde yer alıyor. Kamuoyunda farklı iddialar, farklı açıklamalar ve farklı değerlendirmeler yapılıyor. Bu tartışmaların sonucunu elbette hukuk ve resmi süreçler belirleyecektir.
Fakat tartışmanın ötesinde görmemiz gereken daha büyük bir fotoğraf var.
Sorun yalnızca isimler değildir.
Sorun, bu ülkede insanların kurumları sorgusuz sualsiz eleştirirken şahısları sorgulamaktan çekinmesidir.
Birinci Baraj Patladı... Ya İkinci Baraj?
Deprem günlerinde "baraj patladı" söylemi günlerce gündemden düşmedi.
Korku büyüdü.
Panik yayıldı.
Bilgi kirliliği gerçeğin önüne geçti.
Bugün ise kamuoyunda bambaşka bir soru konuşuluyor.
Asıl ikinci baraj neydi?
Betondan yapılan bir baraj mı?
Hayır!
Yoksa milletin güveninin tutulduğu görünmez baraj mı?
Hayır!
Çünkü o gece yalnızca yollar açılmadı.
Milletin vicdanı da açıldı.
Kumbarasını bozan çocuklar...
Emekli maaşından gönderen yaşlılar...
Borç alıp yardım eden insanlar...
Hepsi aynı inançla hareket etti.
Hiç kimse bir tartışmanın parçası olmak için değil, bir yarayı sarmak için elini cebine attı.
İşte bu yüzden bugün sorulan her soru değerlidir.
Çünkü emanet söz konusu olduğunda sessizlik değil, açıklık esastır.
İkinci Baraj milletin güvenini kullanarak yalan söylemler geliştirip sosyal medya videoları çekerek temiz Türk halkının halisane duygularını sömürüp cebindekini son kuruşuna kadar alan yalanlar ile örülmüş bir baraj ve artık...
O baraj patlamak üzere...
Kahraman Üretme Fabrikası
Bu ülkede birilerini kahraman yapmak çok kolaydır.
Birkaç gün alkış yeter.
Birkaç manşet yeter.
Birkaç viral paylaşım yeter.
Sonra o isimlerin etrafına öyle kalın bir dokunulmazlık duvarı örülür ki, soru sormak bile suç gibi gösterilir.
İşte asıl yanlış budur.
Demokrasilerde hiç kimse alkışla dokunulmaz hâle gelmez.
Hiçbir sempati, hesap vermenin alternatifi değildir.
Hiçbir popülerlik, şeffaflığın yerine geçmez.
Rahmetli Uğur Mumcu'ya atfedilen şu söz, yıllar sonra bile aynı uyarıyı yapıyor:
**"Banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takarlar."**
Bu söz, isimler üzerinden değil, bir zihniyet üzerinden okunmalıdır.
Çünkü hiçbir sembol...
Hiçbir slogan...
Hiçbir ideolojik etiket...
Hiç kimseyi eleştiriden muaf kılmaz.
Milletin emaneti söz konusu olduğunda tek ölçü vardır:
Hesap verebilirlik.
Türkiye'nin geleceği, kişilere duyulan hayranlık üzerine değil; güçlü kurumlar, sağduyu ve sorgulayan bir toplum üzerine inşa edilir.
Çünkü alkış geçicidir.
Algı geçicidir.
Gündem geçicidir.
Ama devlet kalıcıdır.
Ve millet adına verilen her emanetin hesabı, eninde sonunda yine millete verilir.