Kendine Dön…

Yazının Giriş Tarihi: 08.09.2026 10:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.09.2026 10:45

Hayatın garip bir telaşı var.

Bir yerlere yetişiyoruz sürekli.
İşe, eve, toplantıya, bir dosta, verilen bir söze…

Birilerinin derdine yetişiyoruz.
Birilerinin sevincine ortak oluyor, bir başkasının yükünü hafifletmeye çalışıyoruz.

Sonra bir gün fark ediyoruz ki herkese yetişirken bir kişiyi geride bırakmışız:

Kendimizi.

İnsan çoğu zaman yorulduğunu bedeni yorulduğunda sanıyor. Oysa asıl yorgunluk bazen uyuyarak geçmiyor.

Anlaşılmaya çalışmaktan yoruluyor insan.
Kendini anlatmaktan…
Bir şeyleri düzeltmekten…
Her şey dağılmasın diye sürekli bir tarafından tutmaktan…

Üstelik hayat bize her zaman tek bir cepheden gelmiyor.

Bazen ailede bir şey eksiliyor, işte başka bir şey bozuluyor. Bazen dost bildiklerimiz uzaklaşıyor, bazen en yakınımızdakilerle aynı cümleleri konuşsak bile birbirimizi duyamıyoruz.

Ve biz bütün bunların arasında güçlü görünmeye devam ediyoruz.

Çünkü çoğumuz gücü yanlış öğrendik.

Susmayı güçlü olmak sandık.
Her yükü taşımayı sorumluluk bildik.
Gitmemeyi sadakat, sürekli mücadele etmeyi sevgi zannettik.

Oysa insanın kendisine karşı da bir sorumluluğu var.

Her şeyi kurtarmak zorunda değiliz.

Her yanlış anlaşılmayı düzeltmek, her gideni geri çağırmak, her kapıyı açık tutmak zorunda değiliz.

Bazı şeyler bizim çabamızla güzelleşir; bazı şeyler ise ne kadar uğraşırsak uğraşalım aynı yerde kalır.

Bunu kabul etmek yenilmek değildir.

Belki de olgunluk tam burada başlıyor:

Neyi değiştirebileceğimizi, neyi ise olduğu haliyle bırakmamız gerektiğini anlayabildiğimiz yerde.

Çünkü hayat sadece sahip olduklarımızdan ibaret değil. Vazgeçebildiklerimiz de kim olduğumuzu anlatıyor.

Bazen bir düşünceden vazgeçiyoruz.
Bazen bir beklentiden.
Bazen yıllardır sırtımızda taşıdığımız bir kırgınlıktan.

Ve bazen de herkesi memnun etme çabasından…

İşte insan o zaman biraz hafifliyor.

Yaş aldıkça şunu daha iyi anlıyor insan:

Huzur, hayatımızda hiçbir sorun olmaması değilmiş.

Huzur; hangi sorunun bizim, hangisinin başkasının olduğunu ayırt edebilmekmiş.

Kimin yanında kendimiz olabildiğimizi, kimin yanında sürekli kendimizi açıklamak zorunda kaldığımızı görebilmekmiş.

Nerede mücadele edeceğimizi bildiğimiz kadar, nerede duracağımızı da bilebilmekmiş.

Çünkü ömür sandığımızdan hızlı geçiyor.

Ve bu kısa yolculukta insanın kendisine yapabileceği en büyük haksızlıklardan biri, başkalarının hayatındaki yerini düşünmekten kendi hayatındaki yerini unutmasıdır.

Belki bugün kendimize basit bir soru sormamız gerekiyor:

“Ben herkese yetişmeye çalışırken, kendime ne kadar geç kaldım?”

Cevabı hemen bulamayabiliriz.

Ama bazen doğru bir hayat, doğru cevaplarla değil; doğru sorularla başlar.

Birilerine iyi gelmek elbette güzel.

Birilerinin yükünü taşımak, yanında olmak, sevmek, emek vermek de…

Ama bütün bunları yaparken kendimizi tüketiyorsak bir yerde durup düşünmek gerekir.

Çünkü insanın dünyaya karşı sorumlulukları olduğu kadar, kendisine karşı da emaneti vardır.

Ve belki bundan sonra biraz da kendimize yetişmeliyiz.

Kırmadan ama kırılmaya da razı olmadan…

Severken kendimizi unutmadan…

Mücadele ederken tükenmeden…

Ve hayatın bütün gürültüsü arasında, ara sıra kendi sesimizi de duyabilecek kadar yavaşlayarak.

Çünkü bazı yolculukların sonunda varılacak en güzel yer, insanın yeniden kendisidir.

Özünüzü bulmanız dileğiyle…

İsmail Acar

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.