Son günlerde bazı paylaşımlara bakıyorum…
Fikir üretmek yerine hakaret eden, farklı düşünen herkesi küçümseyen bir dil hâkim.
“Koyun”, “makarnacı” gibi ifadelerle insanları aşağılamak kolay.
Ama mesele gerçekten bu kadar basit mi?
Bu ülke, dünyanın en zor coğrafyalarından birinde ayakta duruyor.
Etrafımız savaşlarla, krizlerle, güç mücadeleleriyle çevrili.
Depremler yaşadık, şehirler yıkıldı… ama kısa sürede yeniden ayağa kalkmak için büyük bir mücadele verildi. Pandemi gibi tüm dünyayı sarsan bir süreçte sağlık altyapımızla süreci yönettik. Çevremizde savaşlar yaşanırken bu ülke büyük badireleri atlatmayı bildi.
Bunlar tesadüf değil.
Savunma sanayine yapılan yatırımların ne kadar hayati olduğu bugün çok daha net ortada. Kendi teknolojisini üreten, kendi güvenliğini sağlayan bir ülke olmak; sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü güçlü olmayanın söz hakkı da olmuyor.
Ekonomi zor, evet. Bunu inkâr eden yok.
Ama dünya da aynı şekilde zor bir süreçten geçiyor. Avrupa’da da, Amerika’da da insanlar geçim sıkıntısı yaşıyor. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla konuşan herkes bunun farkında.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bazıları sosyal medyada oturdukları yerden ahkâm kesiyor.
Hayatında bir kişiyi yönetmemiş, bir sorumluluk almamış insanların, devlet yönetiyormuş gibi konuşması gerçekten düşündürücü.
Kusura bakmayın ama; ne söylediğini bilmeden konuşan, emeği küçümseyen, sürekli aşağılayan bu dil ne ülkeye fayda sağlar ne de topluma.
Eleştiri elbette olacak. Ama eleştiri çözümle olur.
“Yeter ki gitsinler, ne olursa olsun” anlayışıyla değil.
Diğer yandan “Bize kim saldıracak?”, “Savunmaya ne gerek var?” ''Balıklar ürküyor ! '' gibi yaklaşımlar, bugün dünyanın geldiği noktayı hâlâ okuyamayan bir bakış açısının göstergesidir.
Yerelde de aynı tablo…
En küçük yerleşim yerlerinde yapılan hizmetleri bile hazmedemeyen, insanların üzerinden ayrımcılık yapmaya çalışan, “biz gelirsek…” diyerek üstü kapalı mesajlar veren bir anlayış…
Bunlar sağlıklı bir siyaset dili değil.
Bu yazıyı yazdıran şey tam olarak bu:
Ülkeye bir faydası olmayan ama sosyal medyada sürekli kalemşörlük yapan, hatta insanların eğitimini, geçmişini sorgulayan ama kendisi hiçbir üretim ortaya koymayan bir zihniyet.
İster adına siyaset deyin, ister başka bir şey…
Benim durduğum yer belli:
Başka Türkiye yok.
Bu ülkenin güçlü olması, ayakta kalması, birliğini koruması hepimizin sorumluluğu.
Ve bir şeyi de doğru anlamak gerekiyor:
Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak sadece heykel yapmakla olmaz. Onun fikirlerini, vizyonunu ve özellikle çağın gerekliliklerine uyum sağlama anlayışını doğru okumak gerekir.
Çünkü o sadece bir lider değil, aynı zamanda ileri görüşlü bir devlet adamıydı.
Onun şu sözü bugün de yol göstermeye devam ediyor:
“İstikbal göklerdedir.”
Bu söz sadece bir hayal değil; güçlü bir ülkenin, bağımsız bir geleceğin işaretidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gizli Dosya
Başka Türkiye Yok
Son günlerde bazı paylaşımlara bakıyorum…
Fikir üretmek yerine hakaret eden, farklı düşünen herkesi küçümseyen bir dil hâkim.
“Koyun”, “makarnacı” gibi ifadelerle insanları aşağılamak kolay.
Ama mesele gerçekten bu kadar basit mi?
Bu ülke, dünyanın en zor coğrafyalarından birinde ayakta duruyor.
Etrafımız savaşlarla, krizlerle, güç mücadeleleriyle çevrili.
Depremler yaşadık, şehirler yıkıldı… ama kısa sürede yeniden ayağa kalkmak için büyük bir mücadele verildi. Pandemi gibi tüm dünyayı sarsan bir süreçte sağlık altyapımızla süreci yönettik. Çevremizde savaşlar yaşanırken bu ülke büyük badireleri atlatmayı bildi.
Bunlar tesadüf değil.
Savunma sanayine yapılan yatırımların ne kadar hayati olduğu bugün çok daha net ortada. Kendi teknolojisini üreten, kendi güvenliğini sağlayan bir ülke olmak; sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü güçlü olmayanın söz hakkı da olmuyor.
Ekonomi zor, evet. Bunu inkâr eden yok.
Ama dünya da aynı şekilde zor bir süreçten geçiyor. Avrupa’da da, Amerika’da da insanlar geçim sıkıntısı yaşıyor. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla konuşan herkes bunun farkında.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bazıları sosyal medyada oturdukları yerden ahkâm kesiyor.
Hayatında bir kişiyi yönetmemiş, bir sorumluluk almamış insanların, devlet yönetiyormuş gibi konuşması gerçekten düşündürücü.
Kusura bakmayın ama; ne söylediğini bilmeden konuşan, emeği küçümseyen, sürekli aşağılayan bu dil ne ülkeye fayda sağlar ne de topluma.
Eleştiri elbette olacak. Ama eleştiri çözümle olur.
“Yeter ki gitsinler, ne olursa olsun” anlayışıyla değil.
Diğer yandan “Bize kim saldıracak?”, “Savunmaya ne gerek var?” ''Balıklar ürküyor ! '' gibi yaklaşımlar, bugün dünyanın geldiği noktayı hâlâ okuyamayan bir bakış açısının göstergesidir.
Yerelde de aynı tablo…
En küçük yerleşim yerlerinde yapılan hizmetleri bile hazmedemeyen, insanların üzerinden ayrımcılık yapmaya çalışan, “biz gelirsek…” diyerek üstü kapalı mesajlar veren bir anlayış…
Bunlar sağlıklı bir siyaset dili değil.
Bu yazıyı yazdıran şey tam olarak bu:
Ülkeye bir faydası olmayan ama sosyal medyada sürekli kalemşörlük yapan, hatta insanların eğitimini, geçmişini sorgulayan ama kendisi hiçbir üretim ortaya koymayan bir zihniyet.
İster adına siyaset deyin, ister başka bir şey…
Benim durduğum yer belli:
Başka Türkiye yok.
Bu ülkenin güçlü olması, ayakta kalması, birliğini koruması hepimizin sorumluluğu.
Ve bir şeyi de doğru anlamak gerekiyor:
Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak sadece heykel yapmakla olmaz. Onun fikirlerini, vizyonunu ve özellikle çağın gerekliliklerine uyum sağlama anlayışını doğru okumak gerekir.
Çünkü o sadece bir lider değil, aynı zamanda ileri görüşlü bir devlet adamıydı.
Onun şu sözü bugün de yol göstermeye devam ediyor:
“İstikbal göklerdedir.”
Bu söz sadece bir hayal değil; güçlü bir ülkenin, bağımsız bir geleceğin işaretidir.